Kıvılcımı söndürmeyen ateşi zapt edemez
L. N. Tolstoy – İnsan Neyle Yaşar?

Hava buz gibi soğuk, hafif de sulu kar çiseliyor. İşinize gitmek için sabahın karanlığında yola düşmüşsünüz. Ortalıkta taksi yok. Herkes gibi sırada bekliyorsunuz. Bir taksi yanaşıyor ve sırada bekleyen ilk kişiyi alıyor. Araç ilerlemeden binen kişi taksiden iniyor. Taksici gideceği yeri beğenmemiş ve onu indirmeye karar vermiş. Buraya kadar yaşananların taksicinin suçu olduğu kesin. Fakat daha sonra taksici pencereye yanaşıyor ve size nereye gideceğinizi soruyor. Bundan sonra o taksiye binerseniz işte bundan sonra bu yaşanan etik dışı hareketin kabahatlisi sadece taksici değil. Artık siz de bu yanlışın bir parçası değil misiniz? Hatta suç ortağı haline gelmiş olabilir misiniz?

Kabul ediyorum bahaneniz bol. İşe yetişmeniz lazım. O gün kaçırmamanız gereken bir toplantınız var. Patron zaten huylu biri şimdi riske girmeye ne gerek var? Eeee yani siz binmeseniz arkanızdaki binecek zaten. Niye fırsatı kaçıracaksınız ki? Fakat işte asıl çelişki burada başlıyor. İlkesel bir duruş yerine çeşitli bahanelerin arkasına sığınarak her türlü hukuk veya etik dışı davranışı yapmak mümkün değil mi zaten?

Diyelim bir şirket için çalışıyorsunuz. Bir ihaleye girilecek ve ihaleyi verecek kurumun başındaki zat rüşvet istiyor. Ortada bir suç var. Peki sizin bahaneniz yok mu? Elbette var. Bu şirket nasıl yürüyor biz “etikçiler” biliyor muyuz sanki. Bu sektörde başka türlü ayakta kalınamaz. Bu kadar kişi evine ekmek götürüyor sonuçta. Sektörün huyu zaten bu. Hem zaten siz vermeseniz, ihaleyi rüşveti vermeye hazır olan başka bir şirket kapacak. Bu düzeni siz mi değiştireceksiniz? Yalnız unutmayın ki bu bahanelerin hiçbiri sizin en az rüşveti isteyen kişiden daha az suçlu olmanızı sağlamayacak.

Bu örnekleri çoğaltılabilir. Fakat asıl önemli nokta asla değişmeyecektir. Ortada bir hukuk veya etik ihlali bulunuyor. Bu ihlali belki de siz yapmamışsınız. Hatta yapılmasına aslında teorik olarak karşınız. Pratikte ise bambaşka bir durum meydana geliyor ve söz konusu ihlalden dolayı fayda sağlıyorsunuz. Taksiye binecek ve işinizi zamanında yetişeceksiniz. Rüşveti verip ihalenin alınmasını ve şirketinizin yaşamasını sağlayacaksınız. Bütün bunlar ilkesel olarak hiç bir şeyi değiştirmeyecektir. Siz yozlaşmış veya yozlaştırılmış bu düzenin en önemli çarklarından birisiniz. En az ihlali yapan kadar suçlusunuz.

Bu durumlar ile çok daha trajik veya çok daha basit olaylarda da karşılaşabiliriz. Amirinden emir aldığı için işini kaybetme korkusu gibi basit bir güdü ile işkence yapan bir güvenlik görevlisinden Cumartesi günü çalışanlarına mail atıp onları çalıştıran bir yöneticiye kadar.

Oysa ilkesel olarak aslında aralarında çok büyük farklılık bulunmuyor. Ortada bir adaletsizlik, yanlışlık veya kötülük var ve bu durumdan da birileri faydalanıyor ve bu adaletsizliğin, yanlışlığın veya kötülüğün sıradanlaşmasına ve devam etmesine izin veriyor.

Albert Einstein’ın ünlü sözü aslında bütün bu durumu o kadar çok iyi anlatıyor ki ; “Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.”

Peki ne yapmak gerekir? İş dünyasında veya özel hayatımızda belki de artık bazı şeylere artık ne olursa olsun hayır demenin vakti gelmiş olabilir mi? O taksiye binmemek ve bir sonraki dürüst taksiciyi beklemek yapılan haksızlığa bir dur demek olabilir mi? O rüşveti vermemek, hatta verilmesini engellemeye çalışmak veya bu konuda çaba gösterenler diğer şirketler ile işbirliğine gitmek bazı şeylerin yavaş yavaş değişmesini sağlamaz mı? “Kolay değil o işler” dediğinizi daha yazıyı yazarken bile duyabiliyorum. Zaten kolay olduğunu söylemek bir başka yalan olur. Ufak adımlar ile de başlayabilirsiniz bu etik yolculuğuna. Mesai saatlerine riayet etmek veya kişisel işleriniz için şirket kaynaklarını kullanmamak gibi. Hatta belki de sadece düşünmeye başlamak ile bile büyük bir adım atmış olabilirsiniz. Hannah Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı” eserinde yazdığını hep akılda tutmak gerekir: “Kötülüklerin çoğu hiçbir zaman iyilik ve kötülük hakkında düşünmemiş insanların işidir.”

Yazı: Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma ve Yayın Koordinatörü

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.