Hesap verebilirlik, biraz da gecikmeyle, 2008 krizi sonrası hayatımıza giren, kurumsal yönetimin 4 temel ilkesinden biri.

İlke, bir yönetici veya yönetim organının verdiği kararlar ve etkileri ile ilgili sorumlu tutulmaları anlamını taşırken “hesap verebilirlik” terimi hesap sormayı değil hesap vermeye hazır olma durumunu anlatıyor. Oysa hayat tecrübemiz bu kadar iyi niyetli olamayacağımızı bize çoktan öğretmiş olmalıydı.

Şeffaflık ilkesi ile güçlenen ve denetim fonksiyonu ile hayat bulan hesap sorma kavramı tartışılırken, devletlerin ve güçleri devletlerle yarışan şirketlerin sorumlu yönetiminin, ancak toplumun hesap sorma hakkına sahip olduğunda mümkün olacağını duyduk.

Günümüz dünyasında, sanayileşme sürecinde ortaya atılmış bir çok kavram, akım, metot ve felsefe çok hızlı bir evrim içerisinde.

Buna değişim değil evrim demeyi daha doğru buluyorum zira evrim bir önceki durumu içeren ancak yeni şartlara uyum sağlamış bir yapısal değişikliği ifade ediyor.

Örnek olarak…

Kapitalizmin insan için uygun olmadığını anladık; peki ortadan kalkmalı mı?

-Asla!

Ama özünde tüketim toplumu dinamiklerini değil sürdürülebilirlik bilincini barındırmayan kapitalizmin dünyayı bir yere götürmesine de imkan olmadığını gördük. Alın size yeni bir kapitalizm versiyonu: Kapitalizm 2.0.

Bu yeni versiyon, eskisinin üzerine biraz etik, biraz sürdürülebilirlik biraz kurumsal yönetim serpmekle oluşacak bir versiyon değil. Eski versiyonun temel felsefesini alıp etkilediği tüm mekanizmaların da değerlendirildiği bir yenilenme sürecinin sonunda yeniden yapılandırmadan Kapitalizm 2.0 a ulaşmak mümkün görünmüyor.

Çocuklarımız, sanayileşme dönemi için tasarlanmış, aynı dönemde kurumsallaşmış, ortalama 20 senelik bir eğitim sürecinden geçiyorlar. Oysa dünyanın sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel dinamiklerinin 5 sene sonra neye benzeyeceğini bilemiyoruz.

Yaratıcılığın mekanik bilgilerin önüne geçtiği, geleceğin yöneticisini çevre bilinci, insani değerler sorumluluk ve inovasyon ruhu ile donatan bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Alın size yeni bir eğitim versiyonu: Eğitim 2.0

Bu yeni versiyonlar arasında bir tanesi var ki evrimleşmedeki başarısı ve tutarlılığı diğer tüm alanları doğrudan etkiliyor: Paydaş 2.0

İster devlet, halk ilişkisinde isterse şirket, paydaş ilişkisinde olsun, alınan kararlardan etkilenen birey ve toplulukların tanımı olan “paydaş” kavramı yeni bir anlam kazandı.

Dünya ile ilişkisini etkilenen değil etkileyen olma talebiyle yöneten “Paydaş 2.0” ın başarısı, hak ve sorumluluklarının günümüz şartlarına göre yenden tanımlanmasına bağlı olacak.

Hesap vermeyi sorumluluk, hesap sormayı ise hak olarak görmek zamanı artık geride kaldı.

Günümüzde, hesap sormak da en az hesap vermek kadar önemli bir sorumluluk.

Paydaş 2.0 ın versiyon başarısı da bu sorumlulukta saklı.

Hesap verebilirlik kavramı ve terimi üzerine kafa yorarken, fikrine ve tecrübesine çok değer verdiğim Haluk Ferden Gürsel hoca ile yaptığımız bir sohbette bu kavram için, yazdığı makalelerden birinde “Sorumlulama” diye bir karşılık kullandığından bahsetti.

İyi olacak hastanın, doktor ayağına gelirmiş.

Karşı tarafı sorumlu bırakma, hesap sorma eylemini anlatırken edilgen olmayan veya “hesap verebilirlik” gibi sorumluluğu hesap veren tarafına bırakmayan bir fiil.

İlkokul öğretmenimin kulakları çınlasın. Daha iyi anlamak için cümle içinde kullanalım…

“Ey paydaş! Dünya kaynaklarını kötüye kullanan bu şirketi “sorumlulama” görevini yerine getirdin mi?”

Evrim içindeki bir çok kavramda bu evrimi tetikleyen ana unsur olarak karşımıza çıkan sorumluluk, kaynakları hızla tükenen 21. Yüzyıl dünyasının en kuvvetli dinamiklerinden biri. Ancak, şirketlerden ve devletlerden sorumlu yönetim talebi içinde olan paydaşların da hesap sorma sorumluluğunu unutmaması ve haklarını kullanma sorumluluğunu ortaya koymaları, bu evrim sürecinin sağlığı için gerekli.

 

——————————————————————————————————————————-

Yazar: Tayfun Zaman – TEİD Genel Sekreteri, Turkish Integrity Center of Excellence TICE’ın kurucu direktörü, INmagazine dergisi editorü, ve 4 etik ve uyum rehberinin yazarıdır.

Birleşmiş Milletler ve OECD’nin de aralarında bulunduğu uluslararası ve ulusal platformlarda iş etiği, itibar yönetimi, yolsuzlukla mücadele programları ve yolsuzluğun gizli maliyeti alanlarında birçok konuşma yapmıştır.

Tayfun Zaman B20 Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffalık görev gücü üyesi, OECD Orta Asya ve Doğu Avrupa Ülkeleri Yolsuzlukla Mücadele Ağı Danışma Kurulu Üyesi ve Global Ethics Network Bölgesel Program Direktörüdür.

UNODC ve OECD kapsamındaki çeşitli rüşvet engelleme çalışma gruplarına katılmıştır.

İstanbul Saint Joseph Fransız Lisesi’nde tamamladığı orta öğreniminin ardından, Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü’nü bitirmiş, Copenhag Üniversitesi’nde Deniz Yatırımları ve Gemi İşletmeciliği eğitimi almış ve halen yüksek lisansını, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, İnsan Hakları Hukuku dalında sürdürmektedir.