“Uzun süre boyunca sadece kar odaklı iktisadi varlıklar olarak tanımlanıp, bu açıdan ele alınan şirket tanımı günümüzde geçerliliğini yitirdi…”            Dr. Mehmet Ali Demirkaya

Sadece ucuz hammadde, iş gücü ve diğer girdilerin sağlanması yoluyla karı maksimize edip, şirketin sürdürülebilirliğini sağlama fikri başlarda çok parlak gibi görünüyordu. Zaman ve deneyimler bize bir kez daha gösterdi ki; teori pratikle her zaman örtüşmez.

 

Kar odaklı, diğer değerleri görmezden gelen şirket anlayışı başarısız oldu

Son 30 yıldaki şirketler tarihçesine göz gezdirildiğinde, çocuk işçi çalıştırmaktan, kara ve denizlerde habitatları yok etmeye, yerel hükümetlerle birlikte girişilen yolsuzluklara kadar çeşitli skandalların baş aktörü olan küresel ve yerel ölçekteki şirketlere rastlanmaktadır. Söz konusu şirketler çoğunlukla daha karlı hale gelebilmek adına bu skandallara imza atarken, sonrasında yaşayabilecekleri ağır finansal zararı ve itibar kayıplarını hesap edemediler. Konuyu yerel bir şekilde betimleyeceksek, ‘dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak’ deyimi yerinde olur.

Kötü deneyimlerin sonuçları

Yaşanan bu skandalların ertesinde şirketlerin karşılaştıkları sonuçlar iflas, satışların azalması ve buna bağlı kar kayıpları, hukuk ve vergi düzenlemelerine aykırılıktan kaynaklı cezalar, hisse senetlerinde milyar dolarlarla ifade edilen değer düşüklükleri vb. olmuştur. Buna, kaybedilen itibarın ve müşterilerin geri kazanımı için yapılan büyük bütçeli harcamaları da ekleyebiliriz.

Katlanılan sonuçların etkileri, şirketlerin finansal tablolarında uzun yıllar silinmeyecek olumsuz izler bırakmıştır ve bırakmaya da devam etmektedir. Konuya ilgisi olan kişilerin ve bilinçli yatırımcıların, bu izleri şirketlerin finansal performansını ve faaliyet sonuçlarını gösteren finansal tablolardan okuması güç olmamaktadır.

Şirketlerin göz ardı ettiği gerçekler

Bahse konu şirketler kara odaklanırken, faaliyetlerinde çevre ve toplumsal duyarlılıkları, insan haklarını, adil rekabeti, çıkar çatışmalarını denetlemeyi, kamu görevlileriyle ve siyasi partilerle ilişkilerini ve daha birçok alanda olması gereken etik duruşu göz ardı etmişlerdir.

Değişen şirket tanımı

İhmal edilen gerçeklerin yarattığı sonuçlardan sonra, Dünya’da şirket tanımı yeniden ele alınmıştır. Bu yeni şirket tanımı içerisinde; etik ilkelere uyumu, insan ve toplum çıkarlarını gözetmeyi, çevreyi korumayı, adilliği, şeffaflığı, hesap verilebilirlik prensiplerini barındırmaktadır.

Deneyimlerin sonucunda gelişen bu yeni bakış açısını hızla kavrayan ve ticari faaliyetlerini bu anlayışa uygun olarak dönüştürmeyi başaran şirketler, günümüzün en güçlü ve değerli şirketleri olarak gösterilmektedir.

Şirketlerin bilanço büyüklüklerinde ve performans değerlendirmelerinde yeni parametreler 

Yukarıda bahsedilen değişim dönüşümü gerçekleştiren şirketlerin başarılı finansal yapıları değerlendirildiğinde; iki karakteristik özellikleri olduğu görülmektedir. Bu şirketler bir yandan ürün ve hizmet üretiminde kaliteli ve inovatif süreçleri benimserken, diğer yandan faaliyet gösterdiği toplumun değerlerini algılayan, sosyal gelişmelere ve çevreye duyarlı, çalışanlarına fırsat eşitliği sunan, karını toplumun çıkarları için paylaşabilen tavırlar da sergilemektedir.

Son zamanlarda yayımlanan raporlara bakıldığında, salt finansal raporların değil, karbon ayak izini, faaliyet yılı içerisinde sosyal sorumluluk projelerinde alınan rolleri, iş ve işçi sağlığıyla ilgili alınan aksiyonları vb. özetleyen çeşitli raporlarında şirketler tarafından düzenli olarak yayımlandığı görülecektir. Buradaki temel motivasyon, parasal olmayan bu tür faaliyet alanlarının şirket değeri üzerinde yarattığı etkinin artık ölçülebilir olduğunun bilinmesidir.

Etik ve Uyum Yönetimi Sisteminin Rolü

Küresel ölçekteki bu yeni anlayışın şirkette istikrarlı ve tutarlı bir şekilde vücut bulmasının yöntemi ise kurumsal hedefler ve değerlerle örtüşen Etik ve Uyum Yönetimi Sisteminin kurgulanarak uygulamaya geçirilmesidir. Bu sistemin ‘Etik’ bileşeni, şirketleri yukarıda anılan olumsuzlukları yaşama riskinden koruyan etik ilkeler, politikalar, prosedürler ve uygulamalardan oluşmaktadır. Sistemin diğer unsuru ‘Uyum’ ise şirket yönetiminin koyduğu kurallar bütününe, kanunlara, uluslararası düzenlemelere ve toplumsal normlara uyma konusunda şirketlere güvence sağlamaktadır.

Şirket genelinde uygulanan tutarlı, gerçekçi ve denetlenen bu sistem, kurumsal yönetim sisteminin bileşenlerini tamamlayan, çoğu alanda da bu bileşenlerle kesişen bir yapıdır. Örneğin, kurumsal yönetimin önemli başlıklarından olan pay ve menfaat sahiplerinin haklarının korunmasına ilişkin düzenlemeler, içerisinde etik anlayışı ve mevzuata uyumu da barındırır.

Kurumsal yönetim sistemiyle bütünleşik bir etik ve uyum yönetim sistemi, şirketlere ticari faaliyetlerini sürdürmede yük teşkil etmez, süreçlerini yavaşlatmaz. Tam tersine faaliyetlerini risksiz şekilde yürütmesine olanak sağlar ve bu faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkan varlık ve kar kazanımlarını koruyucu etki yaratır.

Sistemler şirketleri sürdürülebilir kılar

Bu zamana kadar yaşanan olumsuz deneyimlerin ortaya çıkardığı dersler ve bu derslere bağlı olarak geliştirilen kurumsal sistemler tüm şirketler için bedel ödemeden yararlanılabilir niteliktedir.

Yaşanana kadar, ‘bizim başımıza gelmez’ bakış açısı şirketlerin temel yanılgısı olmaktadır. Ve yine çoğu zaman bu sistemin ihtiyaç olarak algılanması, olumsuz deneyimlerden sonrasına denk gelmektedir. Hal böyle olunca da; şirketlerin katlandığı finansal zarar ve itibar kaybı, bunlar yaşanmadan önce alınacak önlemin zaman ve para maliyeti ile karşılaştırılamayacak boyutta olmaktadır. Diğer yandan bu sistemi bir ihtiyaç olarak algılayan şirketlerin olumsuz deneyimler öncesinde bu sistemi kurduğunu, risklerini düşürdüğünü, varlıklarını koruduğunu ve finansal performanslarını istikrarlı olarak artırdıklarını gözlemlemekteyiz.

 

 

———————————————————————————————————————————————-

Yazar: Dr. MEHMET ALİ DEMİRKAYA

AREN Denetim & Danışmanlık Kurucu Ortağı, TEİD Yönetim Kurulu Üyesi

1999 yılında İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesinden mezun oldu. Marmara Üniversitesi, İşletme Fakültesi, Denetim bölümünde yüksek lisans, aynı fakültenin Muhasebe ve Finansman bölümünde de doktorasını dereceyle tamamladı. 1999 yılında başladığı denetim kariyerinde, Dünya’nın en büyük denetim şirketlerinde çalışma ve yöneticilik yapma fırsatı bulan Demirkaya, 2012 yılında Aren Denetim ve Danışmalık şirketine kurucu ortak olarak denetim ve danışmanlık alanlarında hizmet vermeye başladı. Üretim ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlere, bununla birlikte SPK, BDDK, EPDK, KGK ve Hazine Müsteşarlığı düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren kurumlara denetim ve danışmanlık hizmeti vermektedir. Türk Ticaret Kanunu, SPK, BDDK, Finans ve Kurumsal Yönetim mevzuatı konularında uzmandır.

 

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.