Ünlü Fransız düşünürü Voltaire’in “Dictionnaire philosophique”de kullandığı “Mükemmel İyinin Düşmanıdır” sözü kısaca mükemmel olmasını beklenirse hiçbir hedefe tam olarak ulaşılamayacağını bize anlatır.

 

Bir  hedefi “mükemmel” olarak gerçekleştirmeye çalışmak çoğu zaman beyhude çabalarla zaman ve enerji kaybetmemize yol açar.

“Nirvana safsatası” (Nirvana Fallacy) ile de bağlantılı olarak görebileceğimiz bu anlayış mükemmele ulaşmak için heba edilen bir çok çalışmayı bize anlatmaktadır.

Nirvana Safsatası gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler ile gerçekçi olmayan ve idealize edilmiş hedeflerinin karşılaştırılması sonucu meydana gelen yanlış çıkarsamadır. Her yanlış çıkarsama gibi aslında geçerli görülebilen ama incelendiği zaman hatalı yanları ortaya çıkmaktadır.

Genel olarak hiçbir sorun için mükemmel çözümler bulunmamaktadır.  Nirvana Safsatası gibi mantıksız bir çıkarsama ile herhangi bir mükemmel çözümü olmayan her türlü fikre saldırıya geçilebilmektedir.  Bu tür bir safsata ile seçenekler, gerçekleşmesi mümkün seçenekler arasında değil her zaman daha iyi olabilecek gerçekçi olmayan seçenekler arasında aranmaktadır. Bu durumda çözüm imkansız hale gelmektedir.

Bu tür bir yanlış çıkarsamada her türlü kusursuz olmayan öneri kusursuz olmadığı için reddedilmektedir. İdealize edilmiş ve gerçek hayatta yeri olmayan kusursuz bir çözüm ile ufak tefek kusurları olan gerçekçi ve uygulanabilir bir çözüm karşılaştırılmakta ve kusursuz her türlü çözüme eleştiri getirilmektedir. Böylece gerçekçi tüm çözümlerin önü kapanmaktadır.

Örnek vermek gerekirse “Emniyet Kemerleri gereksiz ve kötü bir fikirdir. Çünkü hala trafik kazalarında insanlar ölmektedir.”  Oysa ki emniyet kemerleri %100 güvenlik sağlamak için değil kazalarda ölüm ve yaralanma riskini azaltmak için kullanılmaktadır.

Yolsuzlukla Mücadele konusundaki kampanyalar faydasızdır, hala yolsuzluk yapan ve umursamayan insanlar bulunmaktadır.” Oysa ki bu tür kampanyalardaki amaç beşeri bir zafiyet olan yolsuzluğu tamamen yok etmek değil azaltmaktır.

Şirketlerdeki etik ve uyum politikaları konusunda da benzer yanlış varsayımlar ortaya çıkmaktadır.  Şirketlerde etik dışı davranışların devam ettiğini ve bu yüzden de bu tür çabaların boş olduğu sonucuna varan çalışanlar hatta yöneticiler bulunmaktadır. Oysa böyle bir yaklaşım sadece söz konusu etik ve uyum programlarının etkisini azaltmaktadır.

Sonuç olarak hiçbir etik dışı davranışın olmadığı bir düzenin kurulması imkansızdır. Sosyal bir varlık olan insanların arasında mutlaka yolsuzluk yoluna sapanlar çıkacaktır.  Çözüm bu tür kişilere karşı önlem almak ve etik dışı davranışlara kolay sapmalarını engellemek olmalıdır. Bu doğrultuda gerçekçi olmayan, ideal “mükemmel” bir sistem değil gerçekçi ve uygulanabilir “iyi” bir etik ve uyum programı yeterli olacaktır.

———————————————————————————————————————————————–

Ali Cem Gülmen – Araştırma ve Yayın Uzmanı, Etik ve İtibar Derneği