Psikolog Richard Wiseman ve ekibi İskoçya’nın Edinburg şehrinde ilginç bir araştırmaya imza atmışlardı. Şehrin çeşitli bölgelerine cüzdan bırakan ekip cüzdanların geri dönme oranlarını ve sebeplerini bulmayı amaçlamışlardı. Bırakılan cüzdanlarda para bulunmuyordu fakat içlerinde piyango bileti, kredi kartı gibi çeşitli eşyalar bulunuyordu. Bazı cüzdanların bir kısmında da sahibi olduğu düşünülmesi istenen kişinin fotoğrafı bulunuyordu. 

Araştırma sonucunda içinde fotoğraf bulunmayan cüzdanların sadece %15’i geri döndü. İçinde yardım makbuzu gibi sahibinin iyilik yaptığını gösteren cüzdanların geri dönüşünde ise çok az bir artış (%20) oldu. İçinde yaşlı bir kişinin fotoğrafı olan cüzdanların ise %28 geri dönmüştü. Içinde aile fotoğrafı olan cüzdanların geri dönüş oranlarında belirli bir artış oldu. Böyle bırakılan cüzdanların %48’i geri döndü. Fakat asıl bomba başka bir konudaydı. Içinde küçük bir çocuğun fotoğrafı olan cüzdanların tam olarak %88’i geri dönmüştü.

Bu sonuçlar, kişisel olarak empati duymamızı sağlayan, duygularımıza seslenen araçlar sayesinde toplum olarak çok daha duyarlı olduğumuz olarak açıklanabilir. Kimliğini bildiğimiz bir kişiye yardım etme olasılığımız, tanımadığımız bir kişiye iyilik yapma olasılığımızdan çok daha fazladır. Küçük kurumlarda böyle bir empati sağlanması daha kolay iken çok kişinin çalıştığı büyük kurumda bu durum problem olabilir. Çok sayıda departman, yönetici, çalışan olan kurumlarda kurallar ve kalabalık içinde kaybolunabilinir. Bu durum kişinin sadece çalışma arkadaşlarına olan empatisinde azalmaya sebep olmayabilir ayrıca kurum ile bağının zayıflamasına ve bu yüzden kuralları ihlal etmesine bile sebep olabilir.

Travis Hirschi’nin Sosyal Bağ Teorisine göre Kişinin bulunduğu toplumla bağ kurmasını sağlayan 4 unsur bulunmaktadır : Bağlılık, Adanmışlık, Sürekli meşguliyet ve inançlar. İnsanlara ne kadar bağlılık duyarsak, toplumsal normların, vicdanın veya super egonun içselleştirilmesi o kadar muhtemel olur ve bu insanlarla beraber paylaştığımız normlar tarafından o kadar çok kendimizi sınırlandırırız.

Hirschi’ye göre sosyal bağ kuramadığımız zamanlarda antisosyal davranma riskimiz yükselmektedir. Böyle durumlarda da kişi kuralları yıkmaya eğilimlidir. İnsanlar bağ kurabildikleri sosyal norm ve değerlere uyum sağlamaya eğilimlidirler. Dolandırıcılık, hırsızlık, görevi ihmal gibi her türlü hukuk ve etik dışı davranış içinde bulunulan toplum ile kurulan eksik bağ yüzünden artış gösterebilir.

İnsanların bulundukları şirket içinde dayanışma, bağlılık ve sorumluluk duyguları yaşayabilmeleri için, kişilerin kendilerini ifade etmelerine izin verilmelidir. Bunu gerçekleştirmenin en önemli yolu kişilerin içinde bulundukları şirketlerde kaybolmalarını engellemektir.

Bir sigorta şirketi müşterilerinden oluşan zararları kendilerine raporlayıp göndermeleri yerine sadece telefon açıp durumu bildirmelerini istedi. Böyle basit bir kişisel temas bile suistimalleri düşürdü. Şirketin bir sesinin olması bile müşterilerin yalan söylemesini zorlaştırmıştı.

Bu durum şirketin bütün departmanları için geçerli olabilir. Eğer muhataplarına kendi seslerini duyurmaz veya yüzlerini göstermezlerse, çalışanlar şirket içindeki norm ve değerleri daha az dikkate alacaktır. Hatta şirketin ihbar/şikayet hattı gibi uygulamalarını bile kullanmaktan kaçınabileceklerdir. Bu açıdan etik ve uyum departmanı gibi bölümlerin mutlaka şirket çalışanlar ile aralarında bir bağ kurmaya çalışmaları ve kendilerini çok iyi tanıtmaları gerekmektedir.


Ali Cem Gülmen

KAYNAK:

  • Kriminolojide SosyalKontrol Teorileri Prof. Dr. Tülin İçli. HAZIRLAYAN: Aykut ÖZDEMİR
  • 52 reflections on ethics at work: Muel Kaptein
  • Business Ethics as Practice : Mollie Painter Morland

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.