Hızlı bir tempo ile çalışılan günümüz iş dünyasında iş veya zaman baskısı bazı sektörlerde sık sık karşılaşılan bir durumdur. Bazı çalışanlar bu tür bir iş veya zaman baskısına ihtiyaç duyup sadece baskı altında iken başarılı olabilirken bazıları için iş veya zaman baskısı tahammül edilemez bir engel haline gelir.

Baskı altında iken daha iyi çalışabilen ve kendilerini en iyi şekilde işlerine verebilen çalışanlar olduğu gibi baskı halinde dağılan ve kontrolü kaybeden kişiler de vardır.  Yine bazı çalışanlar baskıyı bir motivasyon aracı olarak kullanırken diğerleri bu süreci iyi kullanamazlar. Baskı onların başarısız olmalarına sebep olan bir engel olarak ortaya çıkar. Araştırmacılar John Darley ve Daniel Batson tarafından yapılan bir araştırma baskının karanlık yüzünü bize göstermiştir.

Araştırma için denek olarak teoloji öğrencileri kullanılmıştır. Öğrencilerden iyilikseverliğin konu edildiği bir İncil hikayesi hakkında vaaz verilmeleri istenmiştir. Hikayede Kudüs ve Jericho arasında seyahat eden bir Yahudi tüccar hırsızlar tarafından saldırıya uğramıştır. Yaralı bir şekilde yolun kenarına atılmış olan tüccarı o sırada yoldan geçen birçok kişi görmüştür ama hiçbiri yardım etmeye yanaşmamıştır. Sadece o sırada Yahudiler ile düşman olan Samariyeli biri yaralı adama yardım etmiştir. Yahudi tüccarı tedavi olsun diye bir hana götürmüş hatta kalma parasını bile vermiştir.

Vaazın konusu hikayede görüldüğü gibi yardımseverliktir. Öğrenciler vaaz ile ilgili hazırlıklarını bitirdikten sonra, vaazın kampüsün bir diğer binasında filme çekileceği söylenmiş ve oraya gitmeleri istenmiştir.  Teoloji hocaları öğrencilere filmin çekileceği odayı gösterecektir. Yolda, yerde kendilerinden yardım isteyen biri bulunmaktadır. Tahmin edeceğiniz gibi bu yardım isteyen kişi araştırmacılar tarafından ayarlanmıştır. Yerde yatan kişi öğrenciler tam yanından geçerken kötü bir şekilde öksürmektedir. Yarı baygındır ve gözleri kapalıdır. Peki söz konusu teoloji öğrencileri kendisine yardım edecek midir?

Eğer teoloji öğrencilerinin üzerinde bir zaman baskısı yok ise hemen hemen hepsi yerde yatan kişiye yardım etmektedir. Fakat eğer geç kalmak üzere olduklarına dair üzerlerinde bir baskı hissederlerse öğrencilerin üçte biri yerde yatan adama yardım etmemektedir. Bu tür bir baskı olduğunda öğrencilerin %63’ü yardım için durmuşlardır. Yüzde 37’si ise yardım isteyen adamı görmezden gelmişlerdir.

Baskının yola açabileceği olumsuzluklar ise uygulanan son deneyde ortaya çıkmaktadır. Eğer hocaları kendilerine kaybedecek hiç zaman olmadığını ve acil olarak binaya gitmeleri gerektiğini söylerse ve üzerlerinde baskı kurarsa o zaman öğrencilerin sadece %10’u durmakta ve hasta gözüken adama yardım etmektedir. Diğer kalan %90’u ise yardım isteyen kişiyi farketmelerine rağmen durmamışlardır. Hatta diğer binaya zamanında yetişmek için yerde yatan kişinin üstünden atlayan öğrenciler bile olmuştur. Kısa bir süre önce yardımseverlik için vaazlar veren teoloji öğrencileri, üzerlerine kurulan baskı yüzünden kendilerini kaybetmişlerdir.

Görüldüğü gibi iyi niyetli olsalar bile, baskı altında iyilikseverlik konusunda araştırma yapmış olan kişiler bile yardım isteyen birini görmezden gelebilmektedir. Benzer şekilde etik eğitimleri alınsa, farkındalık çalışmaları yapılsa, kurum içinde etik kültür oluşturulsa hatta şirket içinde güçlü bir etik liderlik bile olsa, kurumlarda yapılacaklar veya başarılması istenen görevler için iş veya zaman baskısı kurulursa çalışanlar bir nevi etik körlük yaşayabileceklerdir. Baskı, bütün etik değerlerimizi kör edebilecek ve bizden istenen şeyi, şirket baskısına dayanamayarak her türlü etik dışı davranışa saparak yapmamıza neden olabilecektir. Kurumların, baskının çalışanları üzerinde sadece olumlu motivasyon sağlayacağına dair olan inançlarından bir an önce vazgeçmeleri ve baskının olumlu ve olumsuz yönlerini ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeleri gerekmektedir.


Ali Cem Gülmen

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.