ABD Başkanı olmadan önce Abraham Lincoln, Illinois’de saygın ve başarılı bir avukat olarak çalışıyordu. Bir gün ofisine gelen bir fail Lincoln’e kendi davasını alması için oldukça cömert bir teklifte bulundu. Karşılaştığı adamın tavırlarını pek de beğenmeyen Lincoln, kendisine sordu: “Suçlu musunuz?” Cevap gecikmedi: “Elbette suçluyum yoksa size niye bu kadar para vereyim, beni kurtarabilecek tek kişi sizsiniz o yüzden sizi tutmak istiyorum”

Suçluluk konusunda bu kadar duyarsız birini savunmak istemeyen Lincoln da faile bu yüzden kendisini savunmak istemediğini söyler. “Öyle mi’’ der adam “öyle ise size ücretinizin 2 katı olan 1000 dolar öneriyorum”. O zamanlar bin dolar çok büyük bir para olsa da Lincoln yine reddeder. “Peki size iki bin dolar öneriyorum” der adam. Lincoln tereddütsüz yine teklifi geri çevirir. Fail artık son kozunu oynar: “Bay Lincoln bütün bölgenin en iyi avukatı sizsiniz. Sizden başka umudum yok. O yüzden size dört bin dolar vereceğim”.

Lincoln birden ayağa fırlar. Adamın üstüne atlar ve yakasından tuttuğu gibi dışarı atar. Adam üstünü başını düzelttikten sonra Lincoln’e bağırır: “Neden dört bin dolar verince bu kadar cellalendiniz? Neden ilk başta bu kadar sinirlenmediniz de dört bin doları duyunca bana saldırdınız?”

Lincoln sakince cevap verir: “Çünkü fiyatıma yaklaşıyordunuz.”

Hikayeye göre Lincoln’un dürüstülüğünün bir bedeli vardı. Yani dürüstlüğü aslında satılıktı. Belli bir fiyata tüm etik ilkelerini bir kenara bırakabilirdi. Fakat o bu sınıra yaklaşılmasını bile engelleyerek dürüstlüğünü “kurtarmış” oldu. Burada aslında iki soru ortaya çıkıyor: Herkesin bir fiyatı var mıdır ve ilkelerimizi satmamak için ne yapmamız gerekir?

Aslında bu soruya Lincoln’un büyük bir ihtimalle hikayesini bilmeyen biri kendi deneyimleri ile cevap vermişti: “Herkesin bir fiyatı vardır. Önemli olan bu fiyatı bulabilmektir.” Bu özlü (!) sözün sahibi ünlü Kolombiyalı uyuşturucu taciri Pablo Escobar idi.

Fakat Escobar’ın bu söylemi sadece kısmen doğru. Eğer tamamen doğru olsa idi şu an Escobar yaşıyor  belki de Kolombiya’nın en güçlü insanı olarak ülkeyi yönetiyor bile olabilirdi.. Kısmen doğru kabul edilmesinin sebebi satın alamayacağı dürüst devlet görevlilerine rastlaması olmuştu.

Büyük ihtimalle Lincoln’un de Escobar’ın satın alamadığı dürüst devlet görevlilerinin de bir fiyatı vardı. Satın alınabilirlerdi. Fakat onlar kendi zaaflarını bilmeleri ve kendilerini tanımaları sayesinde iradelerini her türlü tahrike karşı koyacak şekilde güçlendirebilmişlerdi. Böylece “karanlık tarafın” tahrik edici tuzağına düşmemişlerdi.  Arz ve talebe göre kurulan böyle kirli bir piyasanın yakınından bile geçmemeyi tercih etmişlerdi. Günaha yapılan çağrılara kulaklarını kapayarak kendinlerince bir önlem almışlardı.

Evet, herkesin etik ilkelerini bir kenara bırakabileceği durumlar olabilir. Bunun mutlaka maddi olması gerekmez. Manevi bir tatmin için de olabilir.  Aslında burada doğru soru kişilerin dürüst olup olmadıkları, satın alınıp alınamadıkları değil hangi koşullar altında etik ilkelerinden taviz verebilecekleri konusunda kendilerinin bilmeleri ve ona göre önlem almalarıdır.

Benjamin Franklin “Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapan adamdır.” demiştir. Herkesin fiyatı olsa bile bu pazarlığa bile girmeyen insanların varlığını unutmamak gerekir. Dürüstlük işte tam da  böyle bir alışverişin içinde olmayı reddetmekle başlar. Alışverişin içinde olmak her zaman riskleri de yanında getirecektir. Etik dışı davranışların ne pahasına olursa olsun yanında geçmemek ve onları pazarlık konusu bile yapmamak. Bunun asla taviz edilmeyecek bir kırmızı çizgi olması gerekmektedir.

Lincoln kendi fiyatını biliyordu ve ona yaklaşılmasına bile izin vermedi. Herkesin bunu kabullenmesi, kendini tanıması ve ona göre risklerden koşulsuz olarak kaçınması iş dünyasında etik ilkelere uyum için vazgeçilmez bir aydınlanma olacaktır.

 

 


Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma Direktörü

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.