Evet yanlış okumadınız. Bizim kültürümüzde yer alan “kol kırılır yen içinde kalır”, “burada olan burada kalacak”, “ispiyoncu olanı sevmezler” gibi ifadeler, rüşvetle mücadele kanunlarının etkin olduğu ABD, İngiltere Fransa gibi ülkelerde pek görülmüyor; aksine ihbarcıların ödüllendirilmesini öngören sistemler tüm dünyada giderek artıyor. Bu yazımızda özellikle şirket içinde kritik bilgiye sahip bulunan çalışan/eski çalışanların şirketteki uygunsuz durumları resmi makamlara ihbar etmesi neticesinde, ABD ve Türkiye otoriteleri tarafından ödüllendirilme sistemlerini inceledik. Şimdiden söyleyelim: “Dile Getir”ten kazanıyor

“DİLE GETİRME” (SPEAK-UP)

Son yıllarda küresel rüşvetle mücadele kanunlarının daha da aktif olmasıyla beraber etkin bir uyum programına sahip uluslararası şirketlerin uyum programlarının vazgeçilmezi haline gelen “Dile Getirme Kültürü Yaratma”, en temelde şirketlerde şeffaflık ve doğru olanı yapma davranışını geliştirmeyi amaçlar. Dile getirme, hangi kademede ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, çalışanların şirketlerinde yanlış gittiğini düşündükleri, uygunsuz olan veya bazen çalışanların kendi hatalarını dile getirmelerinin de söz konusu olabildiği bir davranış çeşidi olarak tanımlanabilir. Etkin bir uyum programına sahip uluslararası şirketler uyum programlarında Dile Getirme konusunu titizlikle ele alıyorlar ve çalışanların dile getirdiği ihbar veya şikayetler için ayrı birimler kuruyorlar.

ABD’DE 1977’DE YÜRÜRLÜĞE GIREN RÜŞVETIN ÖNLENMESI VE YABANCI ÜLKELERDE YOLSUZLUK UYGULAMALARI KANUNU’NA (FCPA) GÖRE, UYUM PROGRAMLARINDA BIR ZORUNLULUK OLAN ŞIRKET IHBAR HATLARI DA, ŞIRKETLER IÇINDE USULSÜZLÜKLERI ORTAYA ÇIKARMADA EN ETKILI YOLLARDAN BIRI OLARAK GÖRÜLÜYOR. 

Şirketlerde Dile Getirme Kültürünün oluşturulması için gerekenler:

  • Somut kanıt olmaması ve sadece şüphe duyulmasında dahi iyiniyetli olan her bildirim desteklenir, hatta çalışana cesareti nedeniyle ödül bile verilebilir.
  • Çalışana bildirimi nedeniyle asla misilleme yapılmaz. Bildirim nedeniyle aleyhine sonuç doğmaması için çalışan korumaya alınır.
  • Bildirim her türlü iletişim vasıtasıyla yapılabilir. Hotline olarak tabir edilen telefonla yapılan bildirimler için çalışanların kendi anadilleri ile ifade edebilecekleri telefon hatları oluşturulur. E-mail ve telefon bildirimi isim belirtmeden (anonim) yapılabilir.
  • Bildirimin, şirketin Etik ve Uyum, Hukuk, İK gibi departmanlarına ve çalışanın üst yöneticisine de yapılabileceği konusunda çalışanlarda farkındalık yaratılmalıdır.
  • Bildirimi kaydetmek ve tarafsızlığı sağlamak için şirket haricinde hizmet alınan profesyonel hizmet sağlayıcılardan yararlanılır.
  • Etik ve uyum ihlali oluşturabilecek bildirimler için mutlaka dosya numarası ve olayın durumuna göre bir soruşturma takımı kurulur.
  • Kötü niyetli ve sadece suç uydurma niteliğinde bildirimler yasak olup, cezalandırılır. Bildirim sisteminin suiistimal edilmesi engellenir.
  • Bildirim sisteminin işleyişi hakkında çalışanlara bilgilendirmeler sürekli olarak yapılır, panolar, posterler ve benzeri görsellerle bu bildirim yöntemleri hatırlatılır. Şirketin uyum yöneticisi, genel müdürü ve üst yönetimi tarafından, çalışanlar bildirime teşvik edilerek üst yönetimin tutumu (tone from the top) açıkça ortaya konur.

 

DİLE GETİRME SADECE ŞİRKET İÇİNDE Mİ DESTEKLENİYOR? 

Cevap basitçe, hayır. ABD’yi ele alırsak, Sermaye Piyasası Kurumu’nun (U.S. Securities Exchange Commission – SEC) 2011’de Dodd-Frank Wall Street Reform kanunu uyarınca yürürlüğe soktuğu, şikayetçinin ödüllendirilmesi sistemi temelde ABD Sermaye Piyasası Kanunu’na aykırı ve ceza gerektiren işlemlerin ortaya çıkarılmasını ihbar mekanizması geliştirilmesini ve ihbarları ile sonuca ulaşılmasını sağlayan şikayetçilerin ödüllendirilmesini amaçlıyor. SEC, Sermaye Piyasası Kanunu’na göre usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasında kaliteli ve faydalı bilgi/ipucu veren ve bilgi sonucu ilgili şirkete 1 milyon ABD Doları üstünde ceza kesilmesine neden olan şikayetçilere ceza bedelinin %10’u ile %30’u arasında ödül verilmesi konusunda yetkilidir.

İlgili düzenleme 2011 yılından itibaren şirketler hakkındaki usulsüzlük ihbarlarının gitgide artmasına yol açtı ve normal şartlarda ortaya çıkması zor olan suiistimal ve kanuna aykırılıkların, özellikle şirket çalışanları tarafından vâkıf olunan bilgiler sayesinde ortaya çıkmasında büyük rol oynadı. İhbarcıların şirket çalışanı veya eski çalışanı olma şartı bulunmamasına rağmen yapılan ihbarların %65’i şirket çalışanları tarafından gerçekleştirildi.

1977’de yürürlüğe giren Rüşvetin Önlenmesi ve Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Kanunu (Foreign Corrupt Practices Act) veya bilinen ismiyle FCPA kanununa göre uyum programlarında bir zorunluluk olan şirket ihbar hatları da, şirketler içinde usulsüzlükleri ortaya çıkarmada en etkili yollardan biri olarak görülüyor. İlgili şikayet hatları şirket çalışanlarını usulsüzlükleri şirket içinde dile getirmeye teşvik ederken aynı zamanda SEC’in ortaya koyduğu ödül sistemi ile şirket içinde usulsüzlükleri dile getirmede bir sonuç alamayan şikayetçilerin devlet tarafından korunmasını ve şikayetlerin teşvik edilmesini amaçlıyor. Bu konuda SEC şikayetçi ödüllerine getirilen en büyük eleştirilerden biri, ilgili ödül mekanizmasının şirket içi şikayetleri azaltacağı ve şikayetçilerin şikayetlerini -ödül almak için- doğrudan devlet makamlarına ileteceği konusunda olmuştur. Ancak Dodd-Frank Whistleblower Program 2016 raporunda ortaya konulan analizde, yapılan şikayetlerin %80’inin daha önce şirket içinde dile getirildiği veya zaten şirket yetkilileri tarafından suiistimalin bilindiği görülüyor. Bu da aslında SEC’in ödül mekanizmasının, şirket içindeki ihbar mekanizmasına bir engel olmadığını açık bir şekilde gösteriyor.

ŞİKAYETÇİLERİN KORUNMASI 

Dodd-Frank kanunu şikayetçilerin kimliklerinin gizli tutulmasını esas alır. Bu nedenle SEC tarafından veya başka kurumlar tarafından şikayetçilerin kimliklerinin ifşa edilmesi yasaklanmıştır. Böylece, şikayetçilerin, şikayet ettikleri şirkete karşı korunması ve şikayetçilere misilleme yapılmaması (non-retaliation) amaçlanıyor. SEC, şikayetçi ile ilgili kamuya yaptığı açıklamalarda, şikâyetçilerin isimlerini veya kimliklerini ifşa edebilecek detayları ortaya dökmez. 2016 raporunda, bazı hallerde tek, bazı durumlarda ise birden fazla şikayetçinin eşzamanlı şikayet beyanında bulunduğu, kimi şikayetçilerin doğrudan, kimilerinin ise avukatları vasıtasıyla şikayetlerini dile getirdikleri; şikayetçilerin şikayetlerinin çoğu zaman yeni soruşturma açılmasına neden olduğu, ancak bazı durumlarda zaten açılmış soruşturmalarda şikayetçilerin verdikleri ipuçları nedeniyle de şikayetçilerin ödüllendirildikleri görülmektedir.

Bu konuda SEC, şikayet yapan çalışanın iş sözleşmesine ve/veya ikale sözleşmesine şirketten ayrılma halinde şirketi devlet makamlarına şikayet etmeyi engelleyici maddeler koyan Sandrigde, Merrill Lynch ve NeuStar Inc. şirketlerine “misilleme kuralına aykırı hareket etme” nedeniyle çeşitli para cezaları vermiştir.

DODD-FRANK WHISTLEBLOWER PROGRAM 2016 RAPORUNDA ORTAYA KONULAN ANALİZDE, YAPILAN ŞİKAYETLERİN %80’İNİN DAHA ÖNCE ŞİRKET İÇİNDE DİLE GETİRİLDİĞİVEYA ZATEN ŞİRKET YETKİLİLERİTARAFINDAN SUİİSTİMALİN BİLİNDİĞİGÖRÜLÜYOR. 

TÜRK HUKUKU AÇISINDAN 
Türk Hukukunda ABD’de olduğu gibi Sermaye Piyasası Kanunu’na içeriden öğrenilen bilgilerle ticaret yapılması, küçük yatırımcıyı zarara uğratma, finansal raporlarda usulsüzlük gibi konularda cezai müeyyideler düzenlenmiştir. Ancak ABD hukukundan farklı olarak şirketleri, Sermaye Piyasası Kanunu usulsüzlükleri ve yolsuzluk uygulamaları neticesinde şikayet ve şikayet sonrasında şikayetçinin ödüllendirilmesi gibi bir sistem bulunmamaktadır. Oluşturulan bu yapılar, Türk hukuk sistemi açısından iş hukuku ve kapsadığı haklar ve ödevler ile ceza hukuku ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği, verilerin mahremiyetinin korunmasını isteme haklarını da zedelemeyerek yürürlük bulabilmektedir. Nitekim, vergi hukukunda da benzer düzenlemeler ve örnekler kamuoyuna medya aracılığı ile tanıtılıp teşvik edilirken, kaçakçılıkla mücadele kapsamında da yine oldukça benzer ihbar yolları ve ödüllendirmeler anlatılarak ihbarcılar teşvik edilmektedir.

İş Hukuku ve ikale sözleşmeleri bakımından: 

Türkiye’de yürürlükte bulunan İş Kanunu ve İş Hukuku uygulamaları açısından çalışanın iş sözleşmesi devam ederken veya sona erdikten sonra işvereni şikayet etmesi, işçinin sadakat borcu nazarında incelenmelidir. İşçinin sadakat borcu doğruluk ve dürüstlük temelinde inşa edilmiş olup, işçinin işverenin haklı çıkarlarını en iyi şekilde koruma ve söz konusu çıkarlara zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınması yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Bu açıdan ilk bakışta işçinin işvereni şikayet etmesi bu yükümlülüğe aykırı gibi görünmesine rağmen Türk Ceza Kanunu açısından incel
endiğinde her vatandaşın madde 278 uyarınca suçu resmi makamlara bildirmesi ödevi bulunmaktadır. Öyle ki, bu yükümlülüğe aykırı davranmanın bir yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı da yasayla düzenlenmiştir. Bu açıdan işçinin şirkette mevcut olan bir yolsuzluk ve kanuna aykırılığı ilgili makamlara bildirmesi önünde bir yasak olmadığı gibi, aksine bildirmemesinin başlı başına bir suç oluşturacağı anlaşılmaktadır.

Çalışan ile işveren arasında iş sözleşmesinin karşılıklı sona erdirilmesi anlamına gelen ikale sözleşmelerinde işverenlerin işçilere bazı ek yükümlülükler getirdiği gözlemlenmektedir. Genellikle ikale sözleşmelerinde çalışanların, iş ilişkisinin sona erdirilmesinden sonra işyerinde öğrendikleri bilgileri gizli tutması ve işveren menfaatlerini, işverenin ticari itibarını, ürünlerini ve hizmetlerini zedeleyecek hiçbir harekette bulunmaması şartları düzenlenmiştir. Ancak ilgili sözleşme hükümlerinin çalışanların kanuni şikayet haklarını kullanmalarına ve şirket içinde suç ihtiva eden durumları ilgili makamlara bildirmelerine engel olmayacağı rahatça söylenebilir.

TÜRKİYE’DE VERGİ İKRAMİYELERİ 

İhbar ikramiyesi 31.12.1931 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren ve halen uygulanmakta olan 1905 Kanun No’lu Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Hakları ve Daimi Vergilerin Mektumatı Muhbirlerine Verilecek İkramiye Hakkında Kanun’un 6. maddesi hükmüne istinaden verilmektedir. Buna göre, vergi kaçıran kişi veya kurumları ihbar eden kişilere, tahakkuk edecek vergi ve kesilecek cezalar üzerinden %15 ile %10 arasında vergi ikramiyesi verileceği düzenlenmiştir. Buradaki amaç, kayıp kazancı engellemek ve vergi tahsilini artırmak; aynı zamanda da kişileri bu konuda ihbarda bulunmaya teşvik etmektir. Dönem dönem basınımızda “patronu ihbar et, ikramiyeyi al” şeklinde ihbar ikramiyeleri haberleri de görülmektedir.

ETKİN BİR UYUM PROGRAMINA SAHİP ŞİRKETLER, ŞİRKET İÇİNDE ETİK BİR KÜLTÜR OLUŞTURARAK ÇALIŞANLAR ARASINDA GÜVEN ORTAMI SAĞLAMAK VE ŞEFFAFLIĞI ARTIRMAK İÇİN, DİLE GETİRME KÜLTÜRÜNÜ OLUŞTURMAYI VE BUNU KORUMAYI AMAÇLARLAR. 

SONUÇ: DİLE GETİRTİN! 

Gerek şirketlerin uyum programlarında gerekse devletlerin suçla mücadele programlarında önemli bir yer tutan ihbar sistemi şirketler içindeki gizli usulsüzlüklerin ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Etkin bir uyum programına sahip şirketler, şirket içinde etik bir kültür oluşturarak çalışanlar arasında güven ortamı sağlamak ve şeffaflığı artırmak için Dile Getirme Kültürünü oluşturmayı ve bunu korumayı amaçlarlar. Bu kültürün olmadığı şirketlerde çalışanlar zedelenen şirket içi adalet ve şirkete güven duyguları neticesinde, uygunsuz ve kanuna aykırı durumları şirket içinde dile getirmemeyi tercih ediyorlar. Bunun yerine şirketlerde edindikleri gizli bilgileri resmi otoriteler ile paylaşarak şirketlerin ceza alması ve aynı anda kendilerinin ödül kazanması yoluna da gidebiliyorlar. İşte bu noktada uyum yöneticileri ve şirket üst yönetimine adil, şeffaf ve etik kültüre dayalı bir uyum programı oluşturmak, çalışanları koruyucu mekanizmalar geliştirerek, uygunsuzlukları dile getirmeyi cesaretlendirmek ve ödüllendirmekte büyük rol düşüyor. Aksi halde şirketler sadece dürüst ama küskün çalışanları kaybetmekle zarara uğramayacak, ayrıca çalışanların uygunsuz durumları bildirmesi neticesinde büyük cezalar ve itibar kaybı ile başbaşa kalacaklardır.


Av. Altuğ Özgün, Astellas Pharma Etik ve Uyum Direktörü 

Av. Cihan Altuntuğ, Sandoz Hukuk Müşaviri 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.