Son yıllarda iş etiği giderek önem kazansa da etik olmanın ve dolayısı ile iş etiğinin gerçekçi olup olmadığı konusunda şüpheleri olanlar var. İlk olarak etik iş yapmayı tamamen dışlayarak kapitalizmin doğası gereği iş etiğini içermediğini düşünenler olduğu gibi, daha ılımlı olarak kapitalizmin iş etiğini dışlamadığına ama başarılı bir iş yürütmek için iş etiğinin engel olduğuna inananlar da bulunuyor. Bu konuda sert veya ılımlı olarak itiraz edenlerin iş dünyasındaki bazı efsanelere fazlasıyla inandıkları söylenebilir. Oysa bu efsane ya da mitler aslında iş dünyası için günümüzde o kadar da geçerli değiller.

Bu efsane veya mitlerden biri de “onları yenemiyorsanız onlara katılın” mottosu ile karşımıza çıkmaktadır. Her zaman duyulan bir mazerettir: “Ya, bizim sektörde işler böyle yürüyor”. Bu mite tutunan insanlar, etik dışı davranışa karşı koymayı akıntıya karşı yüzmek gibi manasız bulurlar.

Eğer belirli bir bağlamda etik-dışı davranış norm ise, kesinlikle işin yapılma yolu olarak kabul edilmesi gerekir. Etik dışılığın hâkim olduğu çevrede bir kişinin çabaları nasıl etik bir fark yaratabilir?

 

Bu anlayış meşhur sözden yola çıkar; “Roma’da iken, Romalıların yaptığı gibi yapın”.

 

İlk bakışta kulağa çok da aykırı gelmese de bu efsane veya mitin daha derin bir çözümleme ile büyük bir hataya düştüğü ortaya çıkar. Bireylerin grup baskısına yatkın oldukları iyi bilinen bir

olgudur. Bu nedenle kabul edilemez davranışlara girişmek, çevrede aynı şeyi yapan başkaları olduğu zaman daha kolaydır. Grup baskısının anlaşılabilir olması onu bağışlanabilir kılmaz.

Genç bir insanın akran baskısının etkisi altında bir suç işlemesi psikolojik bir bakış açısından

anlaşılabilir ama bu fiili, etik olarak daha kabul edemeyiz. Şirket içerisinde daha az maaş aldığı iddiası ile yolsuzluğa bulaşmış bir çalışan belki size bu yola girmesinin sebeplerini izah edebilir ama bu davranışı asla etik olmayacaktır.

Başkaları ile birlikte etik dışı davranışa yönelmeniz, eylemlerinizin etik dışılığı için hiçbir özür sağlamaz. Etik-dışı davranışları salt yaygın oldukları için kabul etmeye başladığımız zaman, neyin kabul edilebilir olduğuna ilişkin yargılarda bulunma yeteneğimizi de terk ederiz.

 

Yazı : Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma Direktörü