Sessizlik doğrunun yerini alırsa; sessizlik bir yalan haline gelir.

Yevgeny Yevtushenko

 

Bir şirket ofisi düşünün. Sıradan büro eşyaları ile donatılmış. Masalar, sandalyeler, yazıcı ve bilgisayarlar. Ofisin içinde çalışanlar bulunuyor. Çeşitli yaşlardan ve cinsiyetlerden. Büronun ortasında ise dev bir fil bulunuyor. Belgeselerde her zaman rastladığınız bir Asya erkek fili; 2.7 metre boyunda ve 2.700 kilogram ağırlığında. Kuyruğu ve dev hortumu ile büronun ortasında duruyor. Büroda ise işler her zamanki gibi devam ediyor. Klavye tıkırtıları geliyor büronun her köşesinden. Çalışanlar birbirlerine sesleniyor. Hafif bir yazıcı sesi de arka fondan sessizliği bozuyor. Fakat büronun ortasındaki filden hiç kimseni haberi yok gibi. Çalışanların hepsi bu devasa fili görmemiş gibi yapıyor. Yanından geçiyorlar. Önünde sohbet ediyorlar. 2.700 kiloluk bu devasa hayvan sanki bu ofis için görünmez bir tülle kapanmış. Böyle dev bir hayvanı fark etmemek için kör olmak gerekir diye düşünebilirsiniz. Aksi takdirde böyle bir fili görmezden gelmek ancak açık olanı görmez gelmek demek değil midir?

Bürodaki fili, aslında şirkette herkesin gördüğü, fark ettiği veya bildiği hatta çoğunluğun rahatsız olduğu ama görmezden gelmeyi tercih ettiği bir konu için metafor olarak kullanabilir miyiz?

Bu tür açık seçik ortada olmasına rağmen bahsedilmekten kaçınılan konular sosyal psikolojide “Sessizlik Kültürü” veya “Sessizlik Komplosu” olarak adlandırılmaktadır. Tanımlamak gerekirse sessizlik komplosu; belli bir gruba ait kişilerin kendi özel çıkarlarını korumak için bir olay, durum veya konu hakkında sessiz kalmak için yaptıkları gizli anlaşma olarak görülebilir. Sessizlik Komplosu grup dayanışması gibi olumlu veya korku, dışlanma gibi olumsuz etkilerle teşvik edilebilir. Tabudan farkı ise bütün bir kültürü değil sadece sınırlı bir sosyal grubu içermesidir. Sessizlik Komplosu bazen dürüst olmama bazen korkaklık bazen bencillik bazen de sadakat anlamına gelebilir. Genel olarak bu durum, fenomene hangi açıdan bakıldığına göre değişecektir. Fakat genel olarak sessizlik komplosu gerçek bir olgunun sessizlikle saklanılmaya çalışılması demektir.

Sessizlik komploları, karşılıklı olarak inkâr demektir. Birden fazla kişi susarak, ortada olan bir durumu kabul etmekten kaçınmak için sessiz işbirliği yapmaktadır. Gönüllü veya gönülsüz bu duruma katılanların aklından her zaman iki şey geçer; “Hiçbir şey sorma, hiçbir şey söyleme”.

Peki bu tehlikeli sosyal olguya iş dünyasına şirketlerde rastlıyor muyuz? Ne yazık ki birçok şirketin de ortasında dev gibi bir fil bulunuyor ve hiç kimse onu görmek veya ondan bahsetmek istemiyor. Bu fil bazen şirket çalışanlarına karşı uygulanan mobbing oluyor bazen de işler yürütülsün diye verilen ufak avantalar. Bazen bir yöneticinin büyük bir çıkar çatışması yaşaması oluyor, bazen de mesai saatleri dışında çalışmaya zorlanmak… O fil bazı şirketlerin tam ortasında dikiliyor ve şirket içindeki herkes o devasa hayvana değmeden, ona dokunmadan, onu hissetmeden, onu duymadan ve ondan bahsetmeden hayatına devam etmek istiyor. Bu tür kurumsal sessizlik “kurumsal sorunlar karşısında düşüncelerini, görüşlerini veya kaygılarını ifade etmekten kaçınan çalışanların durumu” olarak tanımlanıyor. Şirketin “etik” olmaması ise bu tür sessizlik komplosunun kurum içinde kök vermesini sağlıyor. Sessizlik şirket kültürü haline geliyor. Şirkette herhangi bir etik kültür oluşmasını da engelliyor. Korku ve çıkarlarının zedelenmesi ile beslenen bu tür bir sessizlik komplosu şirketin etik ve itibar alanlarında erozyona uğramasına sebep oluyor.

Peki bu sessizlik komplosundan bir şirket nasıl kurtulabilir? Cevap herkesin de tahmin edeceği gibi Speak Up kültürünün şirket içinde yeşermesi olarak verilebilir. Şirket içinde ifade özgürlüğünün tanınması ve çalışanların da yüksek sesle konuşmaktan dolayı hiçbir zarar görmeyeceklerinin farkında varması bu komplonun kırılmasındaki en önemli faktörlerden biri olabiliyor.

Define Adası ve Dr. Jekyll ile Bay Hyde romanlarının yazarı Robert Louis Stevenson’un söylediği şu vecize sözü hep akılda tutmak gerekir: “En acımasız yalanlar çoğu zaman susarak söylenir.”

 

KAYNAKÇA:

The Elephant in the Room: Silence and Denial in Everyday Life: Eviatar Zerubavel

Relationship between Organizational Mobbing and Silence Behavior among Teachers: Selda Polat Hüsrevşahi

Organizational Silence: A Barrier to Change and Development in a Pluralistic World

Elizabeth Wolfe Morrison and Frances J. Milliken

Örgüt Kültürü ile Örgütsel Sessizlik Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, Yrd. Doç. Dr. Ali Acaray, Doç. Dr. Hülya Gündüz Çekmecelioğlu, Dr. Abdulkadir Akturan


Yazı: Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma ve Yayın Koordinatörü

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.