Açıl Susam Açıl

Ali Baba ve Kırk Haramiler

Şimdi bir adam hayal ederek başlayalım. Üniversiteyi üçüncü denemesinde zor bela kazanarak en düşük puanlı iki senelik bir programa yerleşebilen, otuza yakın yaptığı iş başvurusunun hepsinden ret cevabı alan ve hatta 24 kişinin başvurduğu kendisi hariç 23 kişinin işe kabul edildiği KFC garsonluğundan bile ret cevabı alan bir adam… Geçmişine baktığımız zaman başarısızlığın vücut bulmuş hali olarak parmakla gösterilen bu adamı aynı zamanda 2017 yılında 41,8 milyar dolarlık bir kişisel servetin üzerinde oturan ve piyasa değeri 318 milyar dolar olan Alibaba’nın kurucusu Ma Chu yani nam-ı diğer Jack Ma olarak da çağırabiliriz. Dünya üzerinde onlarca lider ve zengin insan varken Jack Ma’yı konuşulmaya değer kılan ve tüm bu çizgilerden ayıran çok daha farklı bir nokta mevcuttur. Başarılarından ziyade başarısızlıklarıyla insana ilham veren belki de tek lider kendisidir. İsmini internette arattığınız zaman karşınıza direkt başarısızlıklarla dolu hayat hikayesi çıkar. Bununla da kalmayıp Davos Zirvesi dâhil yakın zamanda yapmış olduğu basın toplantıları ve üniversite konuşmalarında kendisine sık sık başarısızlıkları ile ilgili sorular yöneltilir. Jack Ma’nın konuşma tarzına ve verdiği cevaplara baktığımız zaman onu aslında dünyanın zirvesindeki ziyafet sofrasına neyin oturttuğunu görebiliyoruz. Jack başarısızlıklarından bahsederken geçirmiş olduğu çok zor günler, atlatılması güç ama çok büyük çaba sarf ederek o günlerden bu günlere gelmiş ve inancını asla yitirmemiş bir savaşçı edasıyla bahsetmez. Jack Ma’ya göre bu çok olağan ve aynı zamanda alışılması gereken bir durumdur. “ Bugün bile reddediliyoruz” diyor bir konuşmasında. Peki başarısızlığın dayanılmaz hafifliğini iliklerine kadar hissedip aynı zamanda başarıya tırmandıran, internet ile arkadaşı sayesinde ilk defa tanıştığında bilgisayara bir şey olursa ödeyemeyeceğinden korktuğu için dokunmaktan çekinen bu adamı dünyanın e ticaret devi haline sürecin kilit noktaları nelerdi aslında? Bu soruyu Jack Ma’ya sorduğumuzda ise şu cevabı alırız. “Gerçek başarısızlık hiç bir şey denemeden öylece oturmaktır.”

Lider Olabilmenin Şifresi: SQ

Jack Ma’yı diğer liderlerden daha farklı ve özel kılan tek şey başarısızlıkları kolayca tolere edebilen karakter yapısı değildi tabi ki. En büyük etmenlerden biri de hayat karşısına ne kadar zorluk çıkartırsa çıkarsın hiç endişe etmeden sadece içindeki merak ve yenilik duygusuna olan inancı takip etmesini sağlayan yüksek ölçüde SQ’ya sahip olmasıydı. Literatüre “ Ruhsal Zekâ” olarak geçen kısaca SQ diye adlandırılan bu özellik sayısal zekâ olarak adlandırılan IQ ve duygusal zekâ olarak adlandırılan EQ’nun toplamına işaret ederek aslında tam olarak bireyin iç dünyasındaki gücü ve dengeyi ifade eder. İş dünyası için özetleyecek olursak; IQ işe alınmanızı sağlayabilir, EQ terfi edip yönetici olabilmenizi sağlayabilir. Fakat yönetici olmakla lider olmak arasında bariz bir fark vardır. SQ ise size, kitlelerin her durumda takip ettiği fark yaratan ve sonuna kadar güven duyulan bir lider olmanızın kapılarını açar. İnternete karşı duyduğu o büyük heyecanı diğer insanların “başarısız olacaksın bu fikir kesinlikle işe yaramaz, Çinliler asla güvenip de internet üzerinden alışveriş yapmaz” cümlelerine kurban etmeyip bir apartman dairesinde 15 tanesinin bilgisayardan kesinlikle anlamadığı 18 kişi ile kendi şirketinin temellerini atmıştır. Tek tek yatırımcıların kapısını çalarak Alibaba ile çalışmaları için onları ikna etmeye çalışmıştır. Kimsenin kimseye güvenmediği bir zaman diliminde birbirini tanımayan insanları aynı platforma taşıyıp mallarını ve paralarını değiş tokuş etmelerine aracılık etmek istemiştir. Elinde sadece çılgınca ve denenmemiş bir fikir ile duran bu Çinli adam defalarca reddedilse de yaklaşık 60 yatırımcıyı kendisine 100.000 dolar vermeye ikna etmiştir. Tüm reddedilmelere rağmen yıllarca denemesinin ve insanları ikna etmeye çalışmasının ardında sadece çok zengin olmak istemenin verdiği bir motivasyon mu vardı sizce?. İnternetin bu dünyanın geleceği olacağına ve buradan alışveriş yapma fikrine tıpkı nefes almak gibi doğal bir eylem muamelesi yapan bu adamı yolundan elbette herhangi bir şey çeviremezdi. Kendisi şüphe etmediği için ne yapıp edip etrafına ona parasını emanet edecek yatırımcılar ve yaklaşık 3-4 yıl herhangi bir şey almadan çalışacak kadar sadık ekip arkadaşları bulabilmişti. Jack Ma ilk etik ve uyum yapılanmasını da çalışanlarına tam da bu zamanda aşılamıştır. Belki yöntemi biraz tartışılabilir ama bu zamana kadar Alibaba’nın isminin herhangi bir usulsüzlüğe karışmamasından sağlam bir temele oturtulduğunu ve sağlam temelin Jack Ma’nın daha ilk günden gösterdiği hassasiyetten kaynaklandığını rahatça söyleyebiliriz. E-ticareti aktif olarak hayata geçirmeye çalışan ve bunun için online bir ödeme sistemine ihtiyaç duyan Jack Ma yine defalarca bankalar tarafından fikrin işe yaramaz olduğu gerekçesiyle reddedilmişti. Dinleyici olarak katıldığı Davos Zirvesi sonrasında liderliğin sorumluluk almak demek olduğunun farkına vararak apartman dairesinde çalışan 18 kişilik ekibine telefon açmıştır. Onlara “ Ödeme sistemini kendimiz kuracağız bunu hemen yapın, eğer bir şeyler ters giderse, hükümet bu sistemden dolayı sorun yaratırsa ve bir kişinin hapse gitmesi gerekiyorsa o kişi ben olacağım, fakat eğer siz bunu dürüstçe yapmayıp sistemi para çalmak veya aklamak için kullanırsanız sizi hapse ben göndereceğim.” demiştir. Günümüzde AliPay ödeme sistemi dünya üzerinde 800 Milyon kişi tarafından güvenle kullanılmaktadır. O günkü resmi biraz daha küçülterek bakalım. Kurmak istediği sistem her seferinde reddedilen fakat lider olarak fark yaratabilmenin sorumluluk almak olduğuna inanan, çıkar yol kalmadığında tüm riski üstlenebilen fakat en kritik anda bile dürüstlükten asla taviz verilmesine izin vermeyen bunu da yanındaki tüm çalışanlarına tek şart olarak koşan bir adam… Alibaba Şirketi aslında tam olarak etik kavramlarının üzerine oturtulmuş bir şirkettir. Jack Ma da kendi şirketinin hem kurucusu hem de farkında olmadan ilk Etik ve Uyum Lideri olmuştur.

Peki Ya Siz Lider Misiniz? Yoksa Sıradan Bir Yönetici Mi?

Yeni oluşumlar büyük çoğunluktaki insan gruplarına oldum olası külfet veya başarılı olması ihtimal dahilinde olmayan işler kısacası zaman kaybı olarak gelir. Oluşum için adım atan kişi ise çoğu kez motivasyon kırıcı ama özünde iyi niyetli olduğunu iddia eden kişilerin olumsuz yorumlarına maruz kalır. İç dünyası dışarıdan bağımsız şekilde güçlü ve fikrinde ısrarcı olanlar lider olur diğerleri ise yorumlar karşısında gardlarını indirerek kendi köşelerinde fark edilmeden yaşayıp giderler. İlk defa Etik ve Uyum Departmanı kurulacak olan şirketleri gözünüzün önüne getirin. Daha departman kurulmadan şirket içinde söylentiler başlar. “ Artık her işimize karışılacak, her şey daha zor olacak, bir sürü kural ile boğuşacağız, sürekli bize hesap soracaklar” ve bunun gibi bir sürü şey. Hatta söylentiden öteye geçirip Etik ve Uyum Departmanı’na şeffaf bir şekilde bilgi aktarımı yapmayan kişiler bile çıkar. Onlara kızmayın… İnsan bilinçaltı çalışma prensibi gereği sadece geçmişi referans aldığı için yeni olan her şeyi önce tehdit olarak algılamaya meyillidir. Tehdit olarak gördüğü bu durumu bir an önce savuşturabilmek adına çabaya girer ve oluşumun işe yarayacağını red ederek ilk görevini tamamlar. Bu yüzden şirkete adımını attığı ilk gün Etik ve Uyum yöneticisini aslında ikna edilmeyi bekleyen bir bilinçaltı topluluğu içeriye buyur eder. Bu topluluğa sadece çalışanlar değil maalesef çoğu zaman üst yönetimde dâhildir. Bu nokta aslında tam da kişinin tercih noktasıdır. Ben sadece kuralları belirtirim, ikna etmek benim işim değil, kurallara uymamak ise onların sorunu diyen, belirli bir IQ’ya sahip herhangi birinin de alabileceği sertifikaları tamamlayarak yönetici pozisyonuna gelmiş Etik ve Uyum Yöneticisi olmakta tercih edilebilir veya yaptığı işe inanarak karşısındaki topluluğun fikri ne olursa olsun onu değiştirebilme ve yönetme gücünü kendinde bulan SQ sahibi Etik ve Uyum Lideri olmakta. Dediğimiz gibi burası bir tercih noktasıdır. İkna etmek ise bir iletişim sanatı. Fakat iknada başarının temel bir kaidesi vardır. Yazının başından itibaren Jack Ma örneğinde incelediğimiz üzere ikna etmek istediğiniz fikre önce sizin şüpheye düşmeden bağlı olmanız gerekir. Gelen tüm olumsuz yorumlar, red cevapları, başarısız sonuçlar savunduğunuz fikre kendi içinizde darbe vurup sizi şüpheye düşürebiliyorsa artık kitle önünde savunmasızsınız ve maalesef onların olumsuz yorumlarını yakın zamanda haklı çıkartacaksınız demektir. Diğer bir yandan bu darbeleri sürecin olağan akışı olarak göğüsleyip yolunuzda ısrarla devam ederseniz etrafınızda sizinle birlikte fikrinize ve projenize inanan insanları görmeye başlayacaksınız. Elinde fikrine olan inançtan ve heyecanından başka bir şey bulunmayan Jack Ma, 1999 yılında kişilerin ve ülkelerin birbirlerine olan güvensizliklerini kırıp onları kendi platformunda birleştirebiliyorsa bizlerin bir kitleyi etkileyememesinde ki gerekçelerimiz aslında mücadeleden kaçmamıza yardımcı olan bahanelerimizden başka bir şey değildir. Ali Baba ve Kırk Haramiler masalında olduğu gibi içi altın dolu mağaranın kapısını bulup oraya sahip olmakta bir tercih, haramilere bırakarak sessizce uzaklaşıp gitmek de.


Yazı: Deniz Alev Erkanol, Note Cosmetics

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.