2016 yılında Avrupa Komisyonu kamuyu etkileyen lobi faaliyetlerinin daha etik ve şeffaf hale getirilmesi amacıyla  Zorunlu Şeffaflık Kaydı (Mandatory Transparency Register) adlı yasal bir uygulama teklifinde bulunmuştu. Avrupa Parlamentosu, Konsey’i ve Komisyonu’yla ilişkileri kapsayan bu teklif 20 Mayıs 2021 tarihinde ‘zorunlu’ mevzuat olarak yürürlüğe girdi ve bu durum ilgili çevrelerde büyük yankı uyandırdı. Lobi faaliyetlerini düzenleme amacıyla hayata geçen mevzuat AB ülkelerinde kamu ilişkileri ve lobi faaliyetleri yürüten şirketler için önemli yükümlülükleri de beraberinde getiriyor.

Söz konusu şeffaflık mevzuatı; AB yönetiminin karar alma, politika ve mevzuat oluşturma süreçlerini etkileyen ve AB Parlamentosu, Konseyi ve Komisyonu’yla ilişkili her türlü aktivitenin (toplantı, panel ve konferans gibi etkinlikler, kurumsal iletişim kampanyaları, pozisyon belgelerinin hazırlanması, vb.) çıkar temsilcileri tarafından açık ve net bir şekilde kamuya sunulmasını gerektirmekte.

Covid-19 döneminde İngiltere’de sıklıkla gündeme gelen kayırmacılık skandallarının hız kazandırdığı mevzuat, prensipte ‘şeffaf ve etik’ çıkar temsilini amaçlayarak Avrupa Parlamentosu, Konseyi ve Komisyonu ile ilişiği olan her türlü kurum ve kişi tarafından gerçekleştirilen aktivitenin kayıt altına alınarak kamuoyuyla paylaşılmasını zorunlu kılıyor. Bu bağlamda şeffaflık kaydı altına alınan tüm kurum ve kişiler düzenledikleri etkinlik ve lobi faaliyetlerinin kaynaklarını (finansal kaynaklar öncelikli olmak üzere) ve temel motivasyonlarını halka açmak durumunda kalacaklar. Fakat, şeffaflık mevzuatı kapsamında ‘spontane gelişen ikili görüşme’ ve ‘yasal danışmanlık’ gibi birtakım faaliyetlere esneklik sağlanacağı da bilinmekte.

Şeffaflık kaydı uygulaması, AB Komisyonu’nda ‘karar’ olarak kabul gördüğünden beri AB çapında gönüllü olarak yaklaşık 12.565 danışmanlık/hukuk bürosu, STK, düşünce ve araştırma kuruluşu, akademik enstitü, dini topluluk ve çeşitli yerel ve bölgesel organizasyon kayıt altına alınmıştı.

Avrupa’daki çeşitli medya ve kamu kuruluşları tarafından ‘devrimsel’ olarak nitelendirilen bu uygulamanın küresel çapta yolsuzlukla mücadele açısından iyi bir örnek teşkil etmesi beklenirken, ilgili mevzuatın hedefleri özel sektör ve kamuoyu nezdinde büyük tartışmaları da beraberinde getirmekte.

Zorunlu Şeffaflık Kaydı uygulamasının sıradan vatandaşların bahsi geçen AB kuruluşları ve çalışanlarıyla doğrudan iletişimini zorlaştıracak olması 20 Mayıs mevzuatına verilen olumsuz tepkilerin başında geliyor. AB’de faaliyet gösteren yabancı şirket ve yatırımcıların bu durumdan nasıl etkileneceği de büyük merak uyandırmakta.

Bunların yanı sıra, spontane görüşme ve yasal danışmanlık gibi birtakım hizmetlerin mevzuatta tanınan esneklik sayesinde kayıt dışı gerçekleşebilecek olması, daha yürürlüğe girmeden mevzuatın AB nezdinde samimiyet ve etkinliğinin sorgulanmasına sebep olmuştu. Zorunlu Şeffaflık Kaydı’nın yürürlüğe girmesiyle AB çapında tecrübe edilecek sosyo-politik gelişmelerin önümüzdeki dönemlerde sıklıkla gündeme gelmesi beklenmekte.

Düzenleme ve denetim konularında ülkemizi de oldukça etkileyen Brüksel Etkisi göz önünde bulundurulursa, uzun vadede benzer uygulamaların Türkiye gibi stratejik partner ülkelerde de hayata geçirilmesi bir ihtimal olarak değerlendirilebilir. Zira benzeri şeffaflık uygulamalarının kamuoyu ve uluslararası işbirlikleri nezdinde, kamu kuruluşları ve merkezi yönetime duyulan güveni arttırdığı biliniyor. Dolayısıyla, Türkiye’de hayata geçirilecek benzeri uygulamaların AB ile denetim ve yolsuzlukla mücadele konularında iş birliğini geliştirmeye katkı sunması da mümkün.

 

Yazı: Selen Öztürk – Consultant

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.