Bilim dünyasının önde gelen 2 primatologu Sarah Brosnan ve Frans de Waal çok sevdikleri maymunları ile bir deney gerçekleştirdiler. Deney ile adaletsizlik kavramının maymunlarda bulunduğunu ispat etmeyi amaçlıyorlardı.

“Maymunlar eşit olmayan ödülü redediyor” adını verdikleri deneyde 5 dişi kapuçin maymunu kullandılar. Maymunlar her deneyde farklı olarak eşleştirildiler. Deney şu şekilde gerçekleşti; eşlenen 2 maymun birbirini görebilecek şekilde bir kafese yerleştiriliyorlardı. Kafesin içinde araştırmacılar tarafından yerleştirilmiş taşı vermeleri halinde de maymunlara ödül veriliyordu. Ödül, deneyin başında maymunların çok sevdiği bir yiyecek olan üzüm oluyordu. Bu kısım deneyin öğrenme ve alışma kısmı oluyordu. Buraya kadar her şey yolunda gidiyordu. 25 kere tekrarlanan bu kısımda hiçbir sorun çıkmıyordu. Daha sonra işler araştırmacılar tarafından karmaşıklaştırılmaya başlanıyordu.

Maymunlar taşı verdikleri zaman sağdaki maymuna değerli bir ödül olan üzüm verilmeye devam edilirken, soldaki maymuna ise daha düşük bir seviyede bir yiyecek olan salatalık verilmeye başlandı. İşte kıyamet bu eşit olmayan ödülün verilmesi ile koptu. Aynı işlemi yapmasına rağmen sağdaki maymundan daha az etkileyici bir ödül alan maymun sinirlenmeye ve bu eşitsizliğe tepki göstermeye başladı. Eşitsizliğe uğrayan maymun ödül olan salatalığı reddetmekten, ödülün araştırmacılara geri atılmasına hatta kafesi zorlamaya kadar değişen ve artan tepkiler göstermeye başladı.

İşin daha da ilginci bütün maymunların salatalık yediği bir deney daha yapıldı Bu deneyde araştırmacılar kafesin önüne kendilerinde üzüm de olduğunun anlaşılması için etrafa üzüm taneleri serpiştirmişlerdi. Fakat bunu gören maymunlar hiçbir olumsuz tepki vermemiş ve salatalık ile taşı mutlu bir şekilde değiş tokuş etmeye devam etmişlerdi. Maymunları asıl kaygılandıran, dikkatlerini ve kızdıran şey adaletsizlikti.

Araştırmacılar maymunlar ile gerçekleştirdikleri bu deney ile adaletsizlik kavramının evrimsel kökenini ortaya çıkardıkları gibi toplumsal eşitsizlik karşısında yaşanan en ilkel tepkilerin neler olabileceğini gözlemlemiş oldular. Sonuçta maymunlar salatalık yemeye devam edebilirlerdi fakat başkasının aynı eylem için daha büyük ödül alması öfkeye sebep olmuştu.

Frans de Waal daha sonra “Ateist ve Bonobo” isimli kitabında deney hakkında konuşurken ilginç bir noktaya temas ediyor:  “Salatalık alan kapuçin memnuniyetle ilk dilimini mideye indiriyor ama arkadaşının üzüm aldığını görünce öfkeden çıldırıyor. Aniden değersizleşen salatalık dilimlerini fırlatıp atıyor……. Başkası daha iyisini alıyor diye mis gibi yiyeceği reddetmek…… Herhangi bir şey almanın hiçbir şey almamaktan daha iyi olduğunu düşünen iktisatçılar, bu tepkiyi “akıldışı” buluyor. Hiçbir maymun, normalde yiyeceği bir gıdayı reddetmemeli, hiçbir insan düşük de olsa bir teklifi reddetmemeli, onlara göre. Para paradır. Bu tepkiler akıldışıysa bu, türler ötesi bir akıldışılık. Bir şebek üzerinde bütün canlılığıyla gördüğümüz zaman, adalet duygumuzun, çok övündüğümüz akılcılığın ürünü olmadığını, en temel duygulardan kaynaklandığını anlıyoruz.”[1]

Aslında aynı çalışmalar iktisatçılar tarafından da yürütülüyordu. Adaletsizlik Tiksintisi olarak adlandırılan bu durum çeşitli çalışmalarda insanlarda da ortaya çıkmıştı. Ültimatom Oyunu deneyleri bu konuda bize insanlar hakkında da çok şey anlatıyor. Ültimatom Oyununda 2 oyuncu bulunuyor. Araştırmacılar oyunculardan birine elindeki 100 lirayı istediği bir miktarını diğer oyuncu ile paylaşması için teklif ediyor. Fakat kural şu oluyor; parayı alan oyuncu parasını ikiye ayırarak bir kısmını kendisine ayıracak ve kalan kısmını da diğer oyuncuya verecektir. Diğer oyuncunun kendisine verilen parayı reddetmesi durumunda her iki oyuncu da parayı alamayacak ve oyundan herhangi kazanç elde edemeden ayrılmak zorunda kalacaklardır.

Parayı alan oyuncu karşı tarafa ister 10 ister 40 ister 90 lira verebilecektir. Fakat karşı taraf kabul etmez ise iki taraf da herhangi bir kazanç elde edemeden oyunu terk edecektir. Araştırmacılara göre insanların amacı sadece kazanç elde etmek olsaydı kendilerine ilk oyuncu tarafından teklif edilen 1 lirayı bile kabul etmeleri gerekirdi. Buna göre, ilk oyuncu kendisine bencilce 99 lira ayırıp, arkadaşına yalnızca sadece 1 lira verse bile ikinci oyuncu kabul etmeliydi. Ne de olsa rasyonel olarak 1 lira 0 liradan fazlaydı.

Fakat daha sonra bu oyun üzerine yapılan bir çok deney bunun doğru olmadığını kanıtladı. Kültürel farklılıklar bazen öne çıksa da özellikle teklif oranı %20’den daha aşağı olursa karşı tarafın yaptığı tekliflerin büyük bir çoğunluğu kabul edilmiyordu. İlginç olan teklif eden tarafların da genel olarak orantısız tekliflerden kaçınmalarıydı.

Adil olmayan teklifler ile karşılaşan oyuncuların beyin taramalarında, bu kişilerin beyinlerinde kızgınlık, öfke vb gibi olumsuz duyguların ortalığa çıktığı görülüyordu. Burada ekonomistlerin uzun süredir öne sürdükleri, insanların kazançlarını maksimize etmek için akıl yürüttükleri tezi yaralanmış oluyordu. İnsanlar tıpkı maymunlar gibi adaletsizlik hissettikleri anda rasyonel olan kararlar yerine fevrileşiyor ve kazancını bile umursamaz hale geliyorlar.

100 liradan kendisine teklif edilen 10 lirayı hemen reddeden oyuncu veya üzüm yerine verilen salatalığı araştırmacıya fırlatan maymun aynı evrimsel kökene dayanan bir duyguya sahiptiler: Adaletsizlik Tiksintisi.

Yine Waal bir başka eseri olan “Empati Çağı”nda  şöyle yazıyordu: “Başkalarının ne aldığıyla ilgilenmek önemsiz ve mantıksız görünebilir, ancak uzun vadede kişinin kendi hakkını korumasına yardımcı olur. Herkesin kendi çıkarlarına önem vermesi, sömürünün ve avantacılığın engellenmesine ve herkesin payına düşen miktarın dikkatli bir şekilde verilmesine yardımcı olur.”[2]

Peki böyle bir mantık ile çelişen duygusal tepkiler şirket çalışanları için de geçerli midir? Sonuçta insanlar işlerin yürütülmesinde adaletsizlik hissettikleri zaman şirketler de benzer bir irrasyonel tepki ile karşı karşıya kalmayacaklar mı? Acaba şirket yöneticileri adil olmamanın küçük veya büyük etkilerin fark ediyorlar mı? Hatta çoğu zaman adil olmamanın etkilerinin çalışanların kazancından bağımsız olacağını da dikkate alıyorlar mı?

Yapılan son araştırmalarda [3] 

adil olmayan bir yönetime sahip olduğu düşünülen şirketlerde, çalışanların sadece örgütsel bağlığı düşmekle kalmıyor bunun yanı sıra iş performansını etkileyecek şekilde motivasyonları da azalıyor. Hatta çoğu zaman bu aynı kapuçin maymunlarında veya ültimatom oyuncularında olduğu gibi bir rasyonelliğe dayanmıyor.  Beklentiler ve deneyimler arasındaki tespit edilen olumsuz farklılıklar, çalışan motivasyonu ve bağlılığındaki potansiyel bir kaybın öncüsü olarak yorumlanırken bu da verimliliğin azalmasına neden oluyor.  Dolayısı ile eşitsizlik hissedildiği iş yerlerinde, yöneticilerin bunu sadece maddi kazançlarla halledileceğini düşünmesi büyük bir hataya sebep olabiliyor.

Adaletsizlik tiksintisi maddi gelirlerden çoğu zaman çok daha güçlü bir tepkiye sahip olarak görülüyor. İnsanlar adil olmayan koşullara, ekonomik zorunluluklar, korku veya kültürel bağlardan belli bir süre katlanabiliyor fakat en sonunda mutlaka doğasına yenik düşüyor.

Bunun için yapılması gereken aslında çok basit: Eşit şartlara sahip herkese adil olarak uygulanacak açık kurallar konulması ve bunların uygulanması. Hatta sadece süreçlere veya eylemlere ilişkin adaletli davranmanın bile bir fark yaratabileceğini unutmamak gerekiyor. Aynı koşullara sahip bireylere gelişigüzel bir şekilde adil olmayan bir şekilde davranmak şirketin bütün dengelerini yerle bir edebiliyor. İç dengesini bozulan, çalışanların motivasyonlarının azaldığı ve kızgınlığın yayıldığı bir şirketin belli bir süre sonra bu olumsuz koşullardan majör olarak da etkilenmemesi beklenemez.

Şunu unutmamak gerekir ki bir kişi, bir kurum, bir grup bize adil davrandığında, bize ne kadar ve nasıl değer verdiği ortaya çıkar. Adil olmak, temel olarak eşitlikle ilgili bir varsayımı yansıtır. Etik olmanın unsurlarından biri de eşit durumlardaki herkese eşit davranılması demektir.

 

[1]Frans De Waal. Ateist ve Bonobo. İstanbul: Metis Yayınları, 2013.

[2]Frans De Waal. Empati Çağı. İstanbul: Akıl Çelen Kitaplar 2009.

[3]Matthias Seifert, Joel Brockner, Emily C. Bianchi, Henry Moon;  Workplace Fairness Affects Employee Commitment:  2015

Yazı: Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma ve Yayın Koordinatörü

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.