Teknoloji destekli değerlendirme (Technology Asisted Review – TAR) araçları çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. Bazıları e-keşfe daha uygundur, diğerleri ise ” Samanlıkta iğne arama”ya.

Dijitalleşme her geçen gün daha da fazla verinin, şirketin dijital altyapısında depolanmasına yol açıyor (E-postalar, belgeler, taslaklar, sunumlar gibi). Bunun sonucunda, belgenin ortaya çıkarılması süreci veya (iç) soruşturmalar ile baş etmek gerektiğinde, şirketler büyük miktarda veri arasında istedikleri hassas bilgilere ulaşmak için dehşet verici ödemeler yapmak zorunda kalabiliyorlar. İşte Teknoloji Destekli Değerlendirme (Technology Assisted Review – TAR) gücünü buralarda gösteriyor. TAR araçları (tools) çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. Bazıları e-keşfe daha uygundur, diğerleri ise “Samanlıkta iğne arama” soruşturmalarına. Temel prensip şudur: Hukuk ve teknoloji uzmanlarının eğittiği makine öğrenimi algoritmaları, bilgileri kendilerine verilen konu başlığıyla ilişkilerine göre derecelendirir. Bir TAR işlemi, tipik olarak bir sürü örneği alıp bir model oluşturmak ve onu hukuk uzmanları tarafından incelenip değerlendirilebilecek boyutta bir belge yığınına dönüştürmektir. Doğrulama süreci, sistemin yasal açıdan savunulabilmesi açısından hayati önem taşıyan bir unsurdur. Çünkü avukatlara bilgisayar destekli inceleme sürecinin sicilini sunar. Böylece ihtiyaç duyulan insan incelemesini azaltan TAR, dev veri bankalarının incelenme masrafını büyük ölçüde düşürebilir. Bunu başarabilmek için avukatlar ve data uzmanları, TAR süreçlerindeki her adım üzerinde yakından bakmalıdır. Tipik TAR süreci hukuk uzmanlarının belli bir konu başlığı kapsamında klasifiye edilmiş (coded) ilk setteki evrakları, ilgili veya ilgili değil olarak ayırmasıyla başlar ve bunlar makine öğreniminin algoritmasını eğitir. Eğitimde kullanılan bu ilk belge setine çoğunlukla tohum set denir. Bu set, yasal uzmanların vakaya dair bilgileri dahilinde belirledikleri belgeleri, anahtar kelime araştırmalarını veya benzer yöntemleri kapsar. Yani makine öğreniminde, algoritmalar, bütün bir incelemeler evrenindeki tüm belgeleri kodlayabilmek için insan deneyiminden destek alır. İnsan analizcinin kararları yakalanır, analiz edilir ve sisteme bu kararları veri bankasındaki başka belgelere de uygulamayı öğretmekte kullanılır. Büyük miktarda evrağın insanlarca gözden geçirilmesinin maliyetlerinde büyük bir tasarruf sağlamasının yanı sıra TAR tipik olarak geleneksel belge analizinden çok daha hızlı ve çok daha doğru sonuç verir. Süreç ve sonuç detaylı bir şekilde belgelenebilir. Dünyada her geçen gün daha fazla mahkeme TAR’ı onaylıyor. Yasal kabul edildiği bölgelerde ve mahkeme uygulamalarında TAR çabucak kendini ispatladı ve yasal pazarı da kendini adapte olmaya zorluyor. Bir örnek vermek gerekirse: Amerikan Adalet Bakanlığı (DOJ) Kasım 2016’dan beri belli bir vakada TAR kullanımının seçenekler arasında olabilmesi için şunların temin edilmesini talep ediyor:

i) Konunun uzmanlarının tohum seti ve eğitim belgelerini incelediklerinin doğrulaması

ii) Modelin performansını ölçen belirlenmiş istatistiki parametreler ve

iii) Adalet Bakanlığının, esnek-olmayan model olarak kategorize ettiği belgelerin istatistiki anlamda önem taşıyan örneklerini incelemesine izin veren tasdik süreci.

TAR’ın açıkça ortada olan faydalarıyla birlikte, yargıçların soruları ve endişeleri de gelişiyor. Avukatlar bu işin detaylarını ve TAR gibi yasal teknolojileri nasıl kendi lehlerine kullanacaklarını öğrenmek zorundalar; sadece hız, kalite ve etkinlik için gücünü kullanmak değil, en azından mahkemede kullanımını haklı çıkarma ve savunma adına da. Teknoloji gelişiyor, bu yüzden hukuk profesyonelleri küresel yargılamalar ve soruşturmalarda elektronik belgeler sunarken uluslararası müşterilerin taleplerini ve beklentilerini karşılayabilmek için gözlerini açık tutmalılar. TAR yavaş yavaş standart bir uygulamaya dönüşürken, hukuk profesyonellerinin de onun imkanlarını ve sınırlarını anlaması önemli.

 

Yazı:Bertram BURTSCHER, Gernot FRITZ, Freshfields Bruckhaus Deringer

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.