Ünlü Yönetmen Quentin Tarantino’nun bir başyapıt sayabileceğimiz Django Unchained filmini unutulmaz karakterlerden biri de Samuel L. Jackson tarafından canlandırılan kötücül Stephen karakteri idi.

Karakter köle olmayı o kadar benimsemişti ki köleliğe karşı çıkanlara neredeyse köle sahiplerinden daha fazla kin besliyordu. Onlara olan öfkesi nefreti ve kızgınlığı hiç geçmiyor. Köle sahiplerinden daha fazla onlar ile uğraşıyordu. Kölelere efendilerinden daha sert davranıyor. Onların kaçma isteğini anlayamıyor ve hatta kaçmak isteyenlerin de yakalanmaları için elinden geleni yapıyordu.

 

Aslında Malcolm X’in terimi ile kendisi bir ev kölesi idi. Ev kölesi ünlü insan hakları aktivistine göre şöyle tanımlanabilirdi: “ Ev kölesi evde efendi ile beraber yaşar, güzel giyinir ve -efendiden arta kalanları yedikleri için- daha güzel yemekler yerdi. Efendinin onları sevdiğinden daha güçlü bir sevgi ile efendiye bağlılardı. Efendi “bizim güzel bir evimiz var” dediğinde, ev kölesi de “evet bizim güzel bir evimiz var” derdi.  Efendinin evi yansa söndürmek için ev kölesi efendiden daha fazla çalışır. Efendi hastalansa ev zencisi “Biz hasta olduk” der. Kendisini efendisi ile bir bütün olarak görmektedir. Gidip ona “Hadi kaçalım, özgür olalım” dediğinizde, size “Sen çıldırdın mı? Buradan daha güzel bir evi, bu giysileri, yemekleri başka nerede bulabilirim” diye yanıt verir”

 

Aslında Marksist bir kavram olan “Yanlış Bilinç” de benzer bir şekilde kavrama yaklaşır. Toplumdaki yapılan işçi sınıfını aldattığını söyleyen görüşe göre işçi sınıfı bulunduğu konumu anlayamaz ve kendi sınıfına bir nevi ihanet eder. Dünyayı da yönetici sınıfların bakış açısı ile görür ve ona göre karar verir.

 

Peki günümüz iş dünyasında çoğu zaman buna benzer Malcolm X’in deyimi ile ev kölelerinin zulmü ile karşılaşılıyor mu?   Müdürün veya kendisinin mobbing’e varan davranışları için “işlerin böyle yürümesi gerekiyor, yoksa herkes yayıyor valla” diyen birileri her zaman olmuyor mu? Peki ya ücretlerin yetersizliği konusunda “sonuçta ekonomik buhran içindeyiz, ne yapsın patron canım? Son model arabaya da mı binmesin?” diye ortalıkta gezen birisi yok mu?  Mesai saatlerinin dışında çalışıp bunu da yöneticilerinin veya çalışma arkadaşlarının gözüne sokup sonradan da bunun bir rutin haline gelmesini sağlayanlar gönüllü kölelere iş dünyasının her aşamasında her seviyesinde rastlamıyor muyuz? Etrafta birileri “ülkede işsizlik sorunu yok; iş beğenmeme sorunu var” diye insanların zor ve kendilerini mutsuz edecek şartlarda çalışmasına bahane bulmuyor mu? Yine benzer şekilde şirketinin daha başarılı olması için yolsuzluğa sonuna kadar batmasını bile “öteki türlü bu kadar insan işsiz mi kalsın” diye açıklayacak çalışanlara rastlamıyor muyuz? “

 

Bunların yanı sıra bu tarz Stephen tarzı çalışanların en çok zarar verdiği kurum ihbar ve bildirim sistemleri olarak göze çarpıyor.  Gördüğü bir yanlışlığı ihbar eden bir çalışana sonuna kadar misilleme uygulayan bu tarz kişiler bunun yanı sıra ihbar eden; gammaz, ispiyoncu veya hain olarak görülmesini ve kendini suçlu hissettirmek için elinden geleni yapıyorlar. Bütün bir sistemin itibarsızlaşması aslında bu tür ev kölelerinin yarattığı güvensizlik ortamı yüzünden meydana geliyor. İhbar ve bildirim politikalarının işlevsiz kalması için elinden geleni yapan bu tür kişiler etik suistimallerin şirket içinde bir hastalık gibi yaygınlaşmasına sebep oluyorlar.

 

Her türlü kurumun aslında kısa vadede işine yarayan ama uzun vadede kendisinin tüm kimliğine, tüm kültürüne, tüm itibarına ve tüm etik ve uyum programına büyük zararlar verecek kişilere karşı önlemlerini alması gerekiyor.  Etik kültürün kurumun tüm hücrelerine nüfuz etmesi ve bu tür bir kraldan çok kralcı anlayışın kurumdan defedilmesi gerekir. Yoksa ileride bu tür bir anlayışın ortaya çıkaracağı sonuç şirketi bir felaketin eşiğine kadar götürebilir.

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.