Polonyalı ünlü yazar Slawomir Mrozek’in bir fil hakkındaki kısa hikayesi bize güven, hakikat ile algılanan arasındaki karmaşık ilişkileri gösterir.

Hikaye komünist yönetimin en baskıcı zamanlarında Polonya’da geçmektedir. İç kesimlerde bir küçük şehrin hayvanat bahçesi hırslı ve kariyer merdivenlerini hızlı tırmanmak isteyen bir genç yöneticinin idaresi altındadır. Polonya’nın Kurtuluş gününde merkezden kendilerine bir fil tahsis edilmek istenir. Böylece hayvanat bahçesi daha fazla ilgi çekebilecektir. Bu teklifi kariyeri için bir fırsat olarak gören yönetici ise merkezi yönetime masrafları düşüreceğini düşündüğü bir karşı teklif sunar. Böylelikle merkezin gözüne girebilecektir. Bu teklifte gerçek bir fil yerine hava ile şişirilebilecek lastik bir filin kendileri için yeterli olacağı vardır. Böylelikle yöneticinin parlak fikrine göre gerçeğinden ayırt edilemeyecek olan bu fil ile masraflar azalacaktır. Teklif merkezce de beğenilir ve onaylanır. Lastikten fil üretilir. Sahte fil geldikten sonra yönetici fili şişirmeleri için iki hayvanat bahçesi bekçisini görevlendirir. Ertesi gün Polonya’nın kurtuluş günüdür ve zaman sahte filin üflenerek şişirilmesi için yeterli değildir. Bekçiler fili bir gaz borusuna bağlarlar ve öyle şişirirler. Sabah fil “çok yavaş bir hayvan ve zor hareket ediyor” uyarısı ile birlikte sergilenmek için kendine ayrılan bölgeye konulur.

Hayvanat bahçesine özellikle yeni gelen fili ziyaret için bir grup öğrenci gelir. Öğrencilere eşlik eden öğretmenleri fillerle ilgili bir çok özelliği anlatmaya başlar. Fakat aniden çıkan bir rüzgar fili ayaklarından kaldırır ve uçurmaya başlar. Bir süre sonra fil botanik bahçesindeki bir kaktüsün üzerine düşer ve patlayarak söner.

Hikayenin sonu ise daha ilginçtir. Bu sahneye tanık olan öğrenciler ise büyük şok yaşarlar. Fil diye bir hayvanın varlığına bile inanmazlar. Otoriteyi temsil eden öğretmenlerine olan güvenleri bir anda yok olur. Her söylediğinin yanlış, yalan ve kandırmaca olduğunu düşünürler. Bir süre sonra da okulu devamlı olarak ihmal eden, etrafta sarhoş olup, sağa sola saldıran serserilere dönüşürler.

Hikaye bir aldatmacanın veya yalanın kitleler üzerinde etkisinin açıklanamayacak ve öngörülemeyecek olgulara sebep olabileceğini anlatmaktadır. Güveni yok etmek aslında çok zor olmasa da onu düzeltebilmek ve eski haline getirebilmek çok daha güç olmaktadır. Üstelik hiç öngörülemeyen etkileri de her zaman yanında getirmektedir. Burada bilimsellik de aslında bize güvenin yok olması konusunun temellerine inmek için fazla yardım etmemektedir. Bilim bize fillerin biyolojik varlıklar olduğunu ve lastikten yapılmadığını söyleyebilir ama bize asla görevlilerin neden lastik bir fil sergileme fikrine kapıldıklarını açıklayamaz. Bunun yanlış veya doğru olduğu konusunda soru sormaz. Burada bizim yardımımıza ancak etik yetişebilir.

Hayvanat bahçesinde gördükleri “travma” sonrası öğrencilerin yaşadıkları güven bunalımı aslında günümüzde şirket çalışanları için de geçerli olacaktır . Günümüzde özellikle büyük şirketler içinde  bulundukları toplumun bir mikrokozmosu olarak görülebilir. Bu sebeple güven kaybı ayrıca etik ve uyum programları konusunda şirketlerin dikkat etmesi gereken bir risk olmaktadır. Çünkü etik ve uyum programının şirketlerde etkili olarak uygulanmadığının hissedilmesi veya deneyimlenmesi şirket çalışanlarını büyük bir güven bunalımı yaşayan okul çocukları gibi davranmaya sürükleyebilecektir. Etik ve uyum programının bir unsuruna bile güvenilmemesi bütün programın bir anda itibarsızlaşmasına sebep olabilir.  Bu durumda tıpkı lastik bir fil gibi etik ve uyum programları da çalışanların gözünde aslında bir şirket oyalamasına, bir vakit kaybına dönüşebilir.  Artık hediye kriterlerine uymanın gereği yoktur. Şirket içi kaynaklarının kişisel çıkarlar için çarçur edilmesi problem değildir. Hele çıkar çatışmalarının önlenmesi sadece süslü bir isim tamlamasıdır.

Etik ve uyum programının böyle bir etkisizlikle var olması yani onun aslında lastikten bir fil olması onun yokluğunda meydana gelen risklerin azalmasına sebep olmayacaktır. Şirket hala uyum risklerine sahiptir hala yaptığı ihlallerin cezası ile karşılaşabilir ve hala büyük itibar kaybına uğrayabilir. Dışarıda gerçek fillerden oluşan bir ordu varken şirket içerisindeki lastik file göre davranmaya çalışmak şirketin sonunda büyük zarar görmesine sebep olacaktır.

Şirketler uyguladıkları etik ve uyum programının “lastikten” olmamasına bu yüzden çok dikkat etmelidirler. İlk krizde patlayacak olan bir etik ve uyum programı  ayrıca şirkete olan güveni de bitirecektir. Burada Enron’un çöküş dönemi aslında iyi bir örnektir. Zamanının en kapsamlı ama “lastikten” etik koduna sahip Enron’a olan güvenin yok olması o kadar hızlı oldu ki şirket tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı.

Bu sebeple Etik ve Uyum’dan sorumlu birimlerin etik ve uyum program stratejilerini, hem bireyler hem de liderlik arasındaki güvenin azalmasını engelleyecek bir şekilde güncellemeleri gerekmektedir; çünkü güven her şeydir. Google ‘ın, 2012 yılında yaptığı bir araştırmada şirket genelinde 180 takımdan veri toplanıp gözlemledikten sonra başarılı bir takımı oluşturan en temel bileşenin “güven” olduğu görüldü. Bir şirket bu tür bir güveni oluşturabilirse sadece maksimum kazancı veya verimliliği değil ayrıca etik iş yapabilmenin de yolunu bulabilecektir. Etik ve uyum birimleri de güvenin bu özelliğini kendileri için kullanmalı ve programların tüm çalışanlar için eşit, adil ve etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamalıdırlar.


Ali Cem Gülmen, TEİD Araştırma Direktörü

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.