Kurumsal alanda örgütsel sessizlik olarak adlandıracağımız olguyu, çalışanların bağlı oldukları örgütle ilgili bilgileri kasıtlı olarak saklaması veya fikirlerini açıkça ifade etmemesi sonucu ortaya çıkan bir fenomen olarak tanımlayabiliriz.

Bir şirket ofisi düşünün. Sıradan büro eşyaları ile donatılmış. Masalar, sandalyeler, yazıcı ve bilgisayarlar. Ofisin içinde çalışanlar bulunuyor. Çeşitli yaşlardan ve cinsiyetlerden. Büronun ortasında ise dev bir fil bulunuyor. Belgesellerde her zaman rastladığınız bir Asya erkek fili; 2.7 metre boyunda ve 2.700 kilogram ağırlığında. Kuyruğu ve dev hortumu ile büronun ortasında duruyor. Büroda ise işler her zamanki gibi devam ediyor. Klavye tıkırtıları geliyor büronun her köşesinden. Çalışanlar birbirlerine sesleniyor. Hafif bir yazıcı sesi de arka fondan sessizliği bozuyor. Fakat büronun ortasındaki filden hiç kimseni haberi yok gibi. Çalışanların hepsi bu devasa fili görmemiş gibi yapıyor. Yanından geçiyorlar. Önünde sohbet ediyorlar. 2.700 kiloluk bu devasa hayvan sanki bu ofis için görünmez bir tülle kapanmış. Böyle dev bir hayvanı fark etmemek için kör olmak gerekir diye düşünebilirsiniz. Aksi takdirde böyle bir fili görmezden gelmek ancak açık olanı görmez gelmek demek değil midir?

Bürodaki fili, aslında şirkette herkesin gördüğü, fark ettiği veya bildiği hatta çoğunluğun rahatsız olduğu ama görmezden gelmeyi tercih ettiği bir konu için metafor olarak kullanabilir miyiz?

Bu tür açık seçik ortada olmasına rağmen bahsedilmekten kaçınılan konular sosyal psikolojide “Sessizlik Kültürü” veya “Sessizlik Komplosu” olarak adlandırılmaktadır. Sessizliğin kullanılması yoluyla, örgütün çıkarlarının korunacağı düşünülür ve kritik olan bilgi veya fikirler saklanır. Kısaca tanımlamak gerekirse sessizlik komplosu; belli bir gruba ait kişilerin kendi özel çıkarlarını korumak için bir olay, durum veya konu hakkında sessiz kalmak için yaptıkları gizli anlaşma olarak görülebilir. Sessizlik Komplosu grup dayanışması gibi olumlu veya korku, dışlanma gibi olumsuz etkilerle teşvik edilebilir. Tabudan farkı ise bütün bir kültürü değil sadece sınırlı bir sosyal grubu içermesidir. Sessizlik Komplosu bazen dürüst olmama bazen korkaklık bazen bencillik bazen de sadakat anlamına gelebilir. Genel olarak bu durum, fenomene hangi açıdan bakıldığına göre değişecektir. Fakat genel olarak sessizlik komplosu gerçek bir olgunun sessizlikle saklanılmaya çalışılması demektir.

Kurumsal alanda örgütsel sessizlik olarak adlandıracağımız olguyu, çalışanların bağlı oldukları örgütle ilgili bilgileri kasıtlı olarak saklaması veya fikirlerini açıkça ifade etmemesi sonucu ortaya çıkan bir fenomen olarak tanımlayabiliriz.

 

Bir şirket ofisi düşünün. Sıradan büro eşyaları ile donatılmış. Masalar, sandalyeler, yazıcı ve bilgisayarlar. Ofisin içinde çalışanlar bulunuyor. Çeşitli yaşlardan ve cinsiyetlerden. Büronun ortasında ise dev bir fil bulunuyor. Belgesellerde her zaman rastladığınız bir Asya erkek fili; 2.7 metre boyunda ve 2.700 kilogram ağırlığında. Kuyruğu ve dev hortumu ile büronun ortasında duruyor. Büroda ise işler her zamanki gibi devam ediyor. Klavye tıkırtıları geliyor büronun her köşesinden. Çalışanlar birbirlerine sesleniyor. Hafif bir yazıcı sesi de arka fondan sessizliği bozuyor. Fakat büronun ortasındaki filden hiç kimseni haberi yok gibi. Çalışanların hepsi bu devasa fili görmemiş gibi yapıyor. Yanından geçiyorlar. Önünde sohbet ediyorlar. 2.700 kiloluk bu devasa hayvan sanki bu ofis için görünmez bir tülle kapanmış. Böyle dev bir hayvanı fark etmemek için kör olmak gerekir diye düşünebilirsiniz. Aksi takdirde böyle bir fili görmezden gelmek ancak açık olanı görmez gelmek demek değil midir?

 

Bürodaki fili, aslında şirkette herkesin gördüğü, fark ettiği veya bildiği hatta çoğunluğun rahatsız olduğu ama görmezden gelmeyi tercih ettiği bir konu için metafor olarak kullanabilir miyiz?

 

Bu tür açık seçik ortada olmasına rağmen bahsedilmekten kaçınılan konular sosyal psikolojide “Sessizlik Kültürü” veya “Sessizlik Komplosu” olarak adlandırılmaktadır. Sessizliğin kullanılması yoluyla, örgütün çıkarlarının korunacağı düşünülür ve kritik olan bilgi veya fikirler saklanır. Kısaca tanımlamak gerekirse sessizlik komplosu; belli bir gruba ait kişilerin kendi özel çıkarlarını korumak için bir olay, durum veya konu hakkında sessiz kalmak için yaptıkları gizli anlaşma olarak görülebilir. Sessizlik Komplosu grup dayanışması gibi olumlu veya korku, dışlanma gibi olumsuz etkilerle teşvik edilebilir. Tabudan farkı ise bütün bir kültürü değil sadece sınırlı bir sosyal grubu içermesidir. Sessizlik Komplosu bazen dürüst olmama bazen korkaklık bazen bencillik bazen de sadakat anlamına gelebilir. Genel olarak bu durum, fenomene hangi açıdan bakıldığına göre değişecektir. Fakat genel olarak sessizlik komplosu gerçek bir olgunun sessizlikle saklanılmaya çalışılması demektir.

 

Kurumsal alanda örgütsel sessizlik olarak adlandıracağımız olguyu, çalışanların bağlı oldukları örgütle ilgili bilgileri kasıtlı olarak saklamasıyla veya fikirlerini açıkça ifade etmemesi sonucu örgütlerde ortaya çıkan bir fenomen olarak tanımlayabiliriz. Çalışanların sessiz kalma motivasyonlarına göre örgütsel sessizliğin türleri bulunmaktadır. Van Dyne, Ang ve Botero’ya göre 3 farklı güdü ile çalışanların şirkette sessiz kalabilirler: Bunlar boyun eğen sessizlik, savunmacı sessizlik ve sosyallik sessizliği.

 

İtaatkar sessizlik ilgisizlik veya pasif kalmayı seçen bir sessizlik olarak görülebilir. Çalışan örgütün adlandırılmayan kurallarına uysal bir biçimde uymayı kabul etmiştir. Savunmacı sessizlik çalışanların ses çıkarmanın sonuçlarından korktukları için kasıtlı olarak sessiz kaldıkları, fikirlerini söylemedikleri sessizlik olarak adlandırılabiliriz.  İtaatkar sessizlik ile savunmacı sessizliğin farkı burada pasif bir hal yoktur. Kişi sessiz kalmazsa başına gelecekleri bilir ve sessizliği kendini korumak için bilinçli olarak devam ettirir. Örnek vermek gerekirse şirkette çalışanlarına uygunsuz şakalar yapan bir müdürün bu şakalarına gülüp geçmek, bunların uygunsuz olduklarını bile düşünmemek, düşünmeyi reddetmek itaatkar sessizlik olarak görülebilir. Benzer şekilde şirkette bir elemana mobbing yapıldığını açık olarak görmek hatta belki de o kişi ile dertleştikten sonra susmak savunmacı sessizliği ifade eder. Sosyalleşme sessizliğini ise örgütün veya çalışanların çıkarı için uygulanan sessizlik olarak adlandırabiliriz. Çok iyi iş çıkaran ama bunun karşılığında çalışanlarına mobbing uygulayan  veya yolsuzluk yapan bir müdürü bu tür sessizliğe örnek olarak gösterilebiliriz.

 

Makalenin devamı ve daha fazlası için tıklayınız.

 

Yazar: Ali Cem Gülmen
Kaynak: INmagazine 21. Sayı

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.