İklim Krizi Komitesi olarak , küresel ısınma ile birlikte uzun dönemde gözlenen yağış ve rüzgar değişimlerini tartıştık. Bu sorun ilk kez dağlardaki buz tabakalarının erimesini gözlemleyen dağcılar tarafından fark edildi.

Kaynaklarımızın sınırlılığına rağmen insanoğlu olarak, daha büyük bir dünya varmışçasına tüketmeye devam ediyoruz. Bu sebeple dünyada temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insan sayısı çoğalıyor.‘’Asıl olan yaşamın sürdürülebilirliğidir’’. İklim krizinin en kritik çözümlerinden biri bu sebeple sürdürülebilirlik olmalıdır.

İklim krizinin nedenlerinden bir olan karbon döngüsünün bozulmasında; orman yangınları, fosil yakıtların kullanımı, endüstriyel hayvancılık ,sanayileşme faktörlerinin etkileri fazladır.

İklim değişiminin sonuçlarına baktığımızda ise;

  • Olağandışı hava olaylarının görülmesi,
  • Biyo çeşitliliğin azalması,
  • Kuraklık,
  • Okyanuslardaki asit oranının artması,
  • Buzulların erimesi,
  • Deniz seviyesindeki değişim görülebilir.

Yaşanan bu değişimler nedeniyle dünyanın ilk iklim mültecisini kabul eden ülke İsviçre olmuştur.

Ekofobi, insanlar üzerinde olumsuz duygulara ve umutsuzluğa sebep olan, “ekolojik olarak kötüye gidiş korkusu” şeklinde tanımlanır. Medyada gördüğümüz felaket haberleri ekofobiyi tetiklemektedir. Ancak iklim krizi sorununu çözmek arzusundaysak ümitsizliğe kapılmamalı, çözüm arayışı sürecini hızlandırmalıyız.

Ülkemizde ve dünyanın farklı yerlerinde iklim krizini çözmek için çalışan girişimciler bulunmaktadır. Bu girişimcilerin yaptığı çalışmalar ve buluşlar kendi aralarında pozitif bir rekabet yaratarak, dolaylı şekilde iklim krizinin önlenmesine olumlu katkı sağlamaktadır. Bunlardan birkaçı;

“Fazla Gıda” : Fazla Gıda, son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri yarı fiyatına olacak şekilde, yemek yapan yerlere satıp, komisyon alan bir kuruluştur. Kuruluşun işlevi, hem üretici hem de tüketiciyi kalkındırır, gıda atığı kaynaklı karbon salınımının azalmasını sağlar.

“Nanomik” : Bu kuruluşun amacı ise yaş sebze ve meyvelerin raf ömrünü uzatan %100 doğal koruyucu spreyler üretmektir.

“Ottan Studio” : Meyve posaları gibi atıkları kullanıp dönüştürerek çeşitli ürünler yapan bir stüdyodur. Sürdürülebilirlik bilincine hizmet etmektedir.

Bu tip büyük kuruluşların dışında bizlerin de iklim krizini önlemek için bireysel olarak alabileceğimiz çok sayıda önlem bulunuyor. Su matarası bulundurmak, suyu dikkatli kullanmak, atıkların geri dönüşümünü sağlamak, ihtiyacımızın fazlası olan bir şeyi satın almamak, evlerimizde elektirik tasarrufu sağlayan led ışıklara geçiş yapmak ve A+tasarruflu beyaz eşyalar kullanmak gibi.

Biz iklim krizi komitesi olarak yapmış olduğumuz çalışmalar sonucunda iklim krizini önlenmesi konusunda umutlu bir yaklaşımın olması gerektiğini anladık. Pozitif yönde değişime inanmak ve bunun için çalışmak, düşündüğümüzden daha fazla sorunun çözümüne ulaşmamızı sağlayacaktır. İlk adımı atmak, tüketimi mümkün olduğunca azaltmak şeklinde olmalıdır.

 

ÇEŞİTLİLİK VE KAPSAYICILIK KOMİTESİ MANİFESTOSU

 Türkiye’de liseli gençler olarak ayrımcılık konusunun, cinsiyet, ırk, dil, inanç, engel ve cinsel yönelim eşitsizliğine bireylerin sorunlarının çeşitlilik ve kapsayıcılık ile çözülebileceğine inanıyoruz. Bizler, toplumun herkes üzerine bir etiket koyma yönelimine ve insanlara bu etiketlere göre davranmasına karşıyız.

Ayrımcılığa uğramış olan bireylerin toplum içinde yaşamış olduğu en büyük zorluk, alışılmamış olmalarıdır. Ayrımcılık, bireylere küçük yaşta aile ve çevrenin kalıp yargılardan oluşan söylemleri ile aktarılır. Kullanılan dil, toplumun anlayış biçimini ve iletişim şeklini bu anlamda oluşturan en önemli araçtır. Ayrımcı, cinsiyetçi, ırkçı, aşağılayıcı dil kalıplarını düzeltmek nesilden nesile değişimi zor bir hal alır. Bu nedenle televizyonda, geleneksel / sosyal medyada ve vakit geçirdiğimiz her alanda dilin nasıl kullanıldığı çok önemlidir.Kişilerin ve kurumların dil kullanımına dikkat etmesi gerekir. Toplumdaki kalıp yargıların yıkılması için eğitim kurumları, iş çevreleri ve her türlü kamusal alanda ;

  • Engelli bireylerin
  • İş yaşamındaki kadınların
  • LGBTQ+ bireylerin
  • Farklı ırklardan/inançlardan insanların daha fazla katılabilmeleri için fırsat eşitliği yaratılmasını

Toplumdaki normların herkes tarafından erişilebilen bir eğitim ve bilinçli farkındalık ile iyi yöne evirileceğini düşünüyoruz. Bu konuda duyarlı olmaktan gurur duyuyoruz.

 

TARAFSIZLIK VE ŞEFFAFLIK KOMİTESİ MANİFESTOSU

“Etik Karar Vermenin Güvencesi: Tarafsızlık ve Şeffaflık.”

Bizler tarafsızlık ve şeffaflık komitesi olarak ;açıklık, cesaret, çıkar çatışması, dürüstlük, yolsuzluk, kanun ve etiğin farkı, doğru bilgi, bilgiye ulaşma ve bilgiyi değerlendirme gibi konuları ele alarak bir tartışma gerçekleştirdik.

İçinde bulunduğumuz toplum düzeninde kurumların yapılanmasında şeffaflık ve tarafsızlık çok önemli bir yer arz etmektedir. Şeffaflık ve tarafsızlık etik şekilde karar verme sürecinin garantisidir. Komitede yaptığımız tartışmalarda bu iki kavramın toplumun tüm kesimleri tarafından nasıl benimsenebileceğini ele aldık.

 

Etik kavramı yazılı kanunlar gibi olmayan, toplum düzeni için uygulanması gereken soyut ve rehber niteliğinde ilke ve değerlerdir. Etik karar verirken elimizde doğru bilgi olmalı, doğru bilgiye ulaşabilmeli, ve bunu sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmeliyiz. Bu değerlendirme sisteminde kurumların şeffaf ve tarafsız olması toplumu farklı noktalardan etkilemektedir. Toplumu bilgilendirme sorumluluğu bulunan kurumlar topluma karşı şeffaf ve bağımsız olmalıdır. Bu da anayasa ve hukukla garanti altına alınmalıdır. Etik karar verilirken, çıkar çatışmalarından bağımsız bir şekilde karar verilmelidir ve olaya tarafsız bakılmalıdır.

 

Karar verme mekanizmasının en önemli unsurlarından olan güven, yapısal anlamda kurumu topluma karşı ayakta tutan ana mekanizmadır. Şeffaflığın ortadan kalkması durumunda kurum içi yapılanmanın bozulması, karar mekanizmasının zarar görmesi gibi sistemsel bozukluklar yolsuzluk, toplumsal huzurun bozulması gibi durumlar görülebilir.

 

Kurumların şeffaf olmamasının veya şeffaflığını zamanla yitirmesinin sebeplerinden biri de o kurumu yöneten insanların şahsi menfaatlerini kurumun veya toplumun menfaatlerinden önde tutmasıdır. Bu durum sonucunda, kurumlarda insanların hak etmedikleri mevkilere gelmesi, kurumun zarar etmesi, çevre felaketleri, toplumun yanıltılması gibi durumlar ortaya çıkabilir.

 

Kurumların şeffaf olmasının yanı sıra kurum içinde bireysel karar alırken başkalarının gözetimine gerek duymadan öz disiplin ile doğru olanı yapabilmak, dürüst davranışlar sergileyebilmek, davranışlarını çıkar gözetmeden eyleme geçirebilmek topluma güven kazandırır.

Kurumlarda ve toplumda tarafsızlığın ve şeffaflığın sağlanabilmesi hukuk ile desteklenmeli ve bağımsız şekilde denetlenmelidir. Bu sayede kamu sektörü ve özel sektör kuruluşları daha belirleyici planlamalar yapmalı ve toplum vicdanı çerçevesinde şeffaf olmaya teşvik edilmelidir.

Kısaca, tarafsızlığa ve şeffaflığa aykırı olan her müdahale aslında; toplumun tepki hızının yavaşlığı, denetim ve yönlendirme sisteminin zayıflığı sonucu ortaya çıkar. Hukuki ve kültürel anlamda gerekli düzenlemeler yapılmadığı sürece kurumlardaki yozlaşma ve değer kaybı devam edecektir. Bu yozlaşmanın önüne geçmek toplumsal ve kurumsal refah ve barışı oluşturacaktır.

 

YARDIMLAŞMA VE SOSYAL SORUMLULUK KOMİTESİ MANİFESTOSU

Dünyada yıllardır süregelen savaşlar, çevre sorunları, eğitim eşitsizliği, sağlık hizmetlerine ulaşımda

yaşanan sorunlar, insan hakları ihlalleri gibi problemlere, pandemi döneminin getirdiği birçok olumsuzluklar da eklendi. Bu durum yardımlaşma ve sosyal sorumluluğun öneminin herkes tarafından fark edilmesini sağladı.

Yardımlaşma ve Sosyal Sorumluluk komitesi olarak, birey olmanın önemi ve bireyin toplum içindeki rolü hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Yapılan sosyal sorumluluk çalışmalarının dünyanın bugünkü koşullarına nasıl çözümler getirebileceğini tartıştık. Çözümlerin; sürdürülebilir olması, şeffaflığı temel alması, çıkar çatışmaları içermemesi, hesap verilebilirlik kriterine uyumlu olması gibi temel nitelikleri taşıması gerektiğine karar verdik.

Dünya her yeni nesilde farklılaşıyor ve başka bir topluma ev sahipliği yapıyor. Toplumlardaki en ihtiyaç duyulan nokta ise; sürdürülebilirlik. Çünkü yardımlaşmanın en temel ve önemli özelliği sürdürülebilir olmasıdır. Sosyal sorumluluk kuruluşları bir şirkete benzer. Kurumsal bir şirket gibi belli bir bütçe, çalışan insanlar ve hareket gereklidir. Bununla beraber bu eylemlerin devamlılığı için kişiler arasında iletişim ve empatinin etkili bir şekilde devam etmesi gerekir. Kişiler ve kuruluşlar yaptıkları yardımlarla ilgili övgü aldıklarında, daha çok sosyal sorumluluk üstlenmeye istekli olurlar. Bu da maddi imkanı olan kişi ya da kurumlar arasındaki rekabetin ve yardımlaşmanın artmasına katkı sağlar.

“Akıllı bağışçılık” sosyal yardımlaşmada önemli bir kavramdır. Yapılan yardımların sonucunu bilerek eylemde bulunmak gerekir. Önemli olanı seçerek yardıma yönelmek etkiyi arttırır. Ancak sosyal sorumluluk ve yardımlaşma alanında yer alırken sadece empati kurmakla yetinmemeliyiz. Önce gerçekten onarılması gereken sorunu tespit etmeli, sonra onarmak için doğru yöntemi seçmeliyiz. Yani yardımlaşma için sadece niyet değil, aynı zamanda belli bir bilgi birikimi ve yetkinlik gereklidir..

Yapılan yardımlarda yetkili insanların bilgileri ve doğru yöntemler kullanılmalı, yardım böylece gerçekleştirilmelidir.

Bu hedeflere ulaşmak için, sosyal sorumluluk projelerini seçerken ;

 

  • Etik kaygıları gözeten,
  • Toplumun genel bir sorununa odaklanan,
  • Şeffaflık ve dürüstlük ilkesiyle çalışan,
  • Alternatifleri arasında en etkin çözümü öneren,
  • Sürdürülebilir ve çoğaltılabilir modelleri gözeten,

İnisiyatifleri tercih etmeliyiz.

Sonuç olarak, toplumun hukuk kurallarını ve birlikte yaşamanın denklemini kavrayabildiğimiz sürece yardımlaşma ve sosyal sorumluluk, sürdürülebilir olacaktır. Yaşamın devamlılığı için her bireyin ve toplumun hayata ve doğmamış nesillere karşı sorumluluğu vardır. Yapılan eylemlerde şeffaflık, doğru bilgi ile hareket etme, empati ve iletişimin devam etmesi, yardımlaşmanın temelini oluşturur. Hayat bir harmonidir. Hayatta etiği ve yardımlaşmayı bir dengeye oturtmak zorundayız.

 

Yazı: Didem Özcumalı – Özel Sezin Okulu
Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.