İnsanlar çoğu zaman kırık eşyaları ortadan kaldırma hatta yok etme eğilimindedir. Tıpkı yaralarını göstermekten hoşlanmadıkları gibi ortalıkta kırık ve tamir edildiği belli olan eşyaları görmekten ve göstermekten hoşlanmazlar. Kırık bir vazo estetik değerini kaybetmiştir onlara göre. Peki gerçekten de öyle midir? Japonların Kintsugi sanatını uygulayanlar için ise bu yargı kesinlikle büyük bir yanılgıdır

Nedir Kintsugi?  Kırılmış olan objelerin çatlakları gösterecek bir şekilde eski halinden daha değerli hale getirmek amacı ile pudra altın, gümüş veya platin ile karıştırılmış cila kullanılarak onarılması olarak açıklanabilir. Felsefi olarak ise kırıkları ve onların tamirini, gizlenecek, saklanacak ve utanılacak bir şeyden ziyade bir objenin tarihinin ve çok daha iyiye ulaşma gayretinin bir parçası olarak ele almaktır .

 

Kintsugi’deki öne çıkan teknik; parçaları birleştirmekten ve onlara daha incelikli bir özellik vermekten oluşur. Onarılan her parça, seramiğin parçalandığı rastgelelik ve materyalin kullanımıyla zenginleşen düzensiz desenler nedeniyle eşsizdirler.

 

Genel olarak Japon kültürünün bir objenin kullanımındaki aşınma izlerine değer veren estetik anlayışından doğan Kintsugi,  meydana gelen yaraların, objenin hayatında meydana gelen olayların tanığı ve eşsiz kazanımlar olarak görür. Onlara göre bunlar saklanması gereken değil tam tersine gösterilmesi gereken izlerdir. Bu izler çok daha değerli altın gibi materyallerle belirgin hale getirilir. Gösterilen emek ile de obje çok daha değerli hale gelmiştir. Bunun yanı sıra kırılgan olan kısımlar artık çok daha güçlüdür.

 

Dayanıklılığın özü aslında kırıklardır. Herkese travmatik olaylarla başa çıkmak için olumsuz durumlardan ders almanın önemi göstermektedir. Kintsugi bizlere çoğu zaman bu tür kötü tecrübeler sayesinde benzersiz ve daha değerli birine dönüşebileceğimizi kanıtlamaktadır.

 

Çoğu zaman insanlar zayıflıklarının ortaya çıkmasından memnun olmazlar. Bunu bir eksiklik bir sorun bir zayıflık olarak görebilirler. Fakat aslında  iyileşmiş eski yaraları, tamir edilmiş zayıflıkları ve geri dönülmüş hataları göstermek çok zor kazanılmış bir madalya değil midir? Bu kendi eşsiz hikayemizi anlatmak için bir fırsattır çoğu zaman.

 

Peki ya Kintsugi Felsefesini bir şirketler de kendi etik kültürlerine yansıtabilirler mi?
Şirketlerin itibarlarını zedeleyen ama çözüm buldukları etik ihlallerini göstermeleri aslında bir gövde gösterisi değil midir? Hataları kabul etmek ve etik ihlalleri inceleyerek güvenlik açıklarını ortaya çıkarmak şirketin tüm paydaşları ile arasındaki  güveni arttırmayacak mıdır?  Unutmamak gerekir ki şirketlerin sadece başarıya ulaşmaya odaklanması bizlere nelerin ters gittiğini yani nerelerde çatlaklar olduğu konusunda bizlere yanlış bilgi verecektir. Oysa çatlaklar ve kırıklar da şirketler için önemlidir. Tıpkı altın pudrası ile tamir edilmiş bir vazo gibi çatlaklar da şirketin daha evvel kırılgan ama şimdi güçlendirilmiş özelliklerini anlatacaktır.

 

Çatlaklar şirketin etik kültürü için ne çok emek verdiğini bizlere gösterecektir. Hiçbir zaman kolay olmayan yolu seçtiğini ve bu yolda başına doğal olarak bir çok kaza geldiğinin tanığı olacaklardır. Bu çatlaklar aslında utanılacak değil şirketler için gurur duyulacak bir madalyadır. Elbette benzer hataların tekrarlanmayacağının da bir göstergesi. Unutmamak gerekir ki bize hem güç hem de karakter veren onarılmış kırıklarımızdır.

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.

 

Yazar: Ali Cem Gülmen