Dünyada büyük bir hızla yayılmaya devam eden koronavirüs (COVID-19), iş ve sosyal hayatımızı derinden etkiliyor ve daha uzun bir süre etkileyeceğe benziyor.

 

Arz, talep ve finansal piyasalarda aynı anda (ki bu sık görülmeyen bir durum) büyük şoklar yaşanıyor. Sayın Salim Kadıbeşegil’in dediği gibi buna kriz yerine kaos demek daha uygun olabilir, zira Kadıbeşegil’e göre “kriz yönetilebilir bir şeydir kaos yönetilemez”. Şu anda şirketler daha önce tecrübe etmedikleri ve farklı açılardan üstlerine gelen şoklarla mücadele ederken, eminim akıllarının bir köşesinde de bu kâbus bittikten sonra yeni iş dünyasının nasıl şekilleneceğini düşünüyorlar. Düşünüyorlar diyorum zira evlere kapanalı sadece birkaç hafta oldu ve sorunların / zorlukların birçoğu daha anlaşılamadı.

 

İş dünyasının koronavirüs sonrası dönemde temellerinden sarsılacağını hissettiğimiz bu günlerde, gelecekte “iş etiği”nin iş yaşamının daha da önemli bir ön koşulu olacağını düşünüyorum. Bu çok kısıtlı dönemde gündeme ilişkin oluşan görüşlerimi iş etiği ve uyum perspektifinden paylaşmak istiyorum:

 

Suistimal Risklerinin Artması ve Suistimal ile Mücadelede Ortaya Çıkabilecek Zorluklar

 

Kaoslar karmaşa ve paniğe neden olur. Bu anlarda şirketlerde kontroller gevşer. Bunun birçok nedeni olabilir. Özellikle kar edememe kaygısı, yöneticilerin risk iştahını değiştirebilir, kontroller maksatlı olarak zayıflatılabilir veya uygulanmayabilir. Bu karmaşa dönemlerinde suistimalciler için fırsatlar artar, rasyonalizasyon kolaylaşır. Aynı zamanda, suistimalciler şirket karlılıklarını koruyabilme kaygısı ile uygun olmayan yollara başvurarak (rüşvet verme, gizli anlaşmalar yapma gibi) işlerini kolaylaştırmak isteyebilirler. Kısaca içinde bulunduğumuz ortam etik, uyum ve suistimal risklerinin arttığı bir dönem olacaktır.

 

Konuya bir de suistimal ile mücadele perspektifinden bakmak istiyorum. Dünya Sağlık Örgütü’nün  COVID-19 salgınını pandemi olarak ilan etmesi, şirketlerin suistimaller ile mücadelesini oldukça zorlaştıracak. Salgın süresince ve salgın sonrası travmanın devam edeceği dönemde seyahat kısıtlamaları ve sosyal mesafe gibi konular suistimal ile mücadele eden profesyonellerin hayatını zorlaştıracak, soruşturmaların ve risk değerleme faaliyetlerinin ertelenmesine neden olacaktır. Bir süre saha ziyaretleri ve yüz yüze görüşmeler yapılamayacak ve doğal olarak bu durum usulsüzlüklerin tespit edilememesine, olan suistimallerin de bir süre daha devam etmesine ve büyümesine neden olabilecektir. Video konferans sistemleri veya doküman paylaşım platformları ile sorunlar bir dereceye kadar çözülmeye çalışılsa da, bu yöntemler hassas konuların çözümünde en ideal yol olmadığı gibi yeterli de olmayabilir.

 

Tedarik Süreçleri ve Üçüncü Taraflar

 

Bu kaosta en büyük darbeyi tedarik zincirleri alacak gibi görünüyor. Tedarikçiler ve onların taşeronlarından oluşan ekosistemdeki risklerin (itibar, finansal, operasyonel gibi) ne kadar bilindiği ve yönetildiği sular çekilince çok daha iyi anlaşılacak. Ancak sürprizler ile karşılaşılma ihtimali oldukça yüksek. Çünkü çoğu zaman tedarikçi seçiminde ve sonrasında denetim ve gözetim faaliyetleri yeterli değil. Şirketler genellikle iş ortaklarının hissedarlarının kim olduğunu, etik ve uyum kültürlerinin nasıl olduğunu, nasıl iş yaptıklarını, taşeronlarının kim olduklarını bilmiyorlar. İçinde bulunduğumuz kaos ortamında kaç şirket tedarikçisinin ve onların taşeronlarının aldığı aksiyonları izliyor ve önlem alıyor? Aldıkları aksiyonlar gelecekte sizin için itibar, finansal veya operasyonel riskler yaratabilir mi?

 

Şirketler bu kaos ortamından çıktıktan sonra tedarik zincirlerini operasyonel olarak yeniden yapılandıracaklarını ve bu süreçte de iş ortaklarını daha dikkatli seçeceklerini, seçim esnasında yeterli incelemeyi yapacaklarını (due diligence) ve çalışmaya başladıktan sonra da gözetim faaliyetlerini daha yoğun ve dikkatli yapacaklarını düşünüyorum.

 

Menfaat Sahipleri ile Olan İlişkiler

 

Şirketlerin tüm menfaat sahipleri (çalışanlar, tedarikçiler, müşteriler, toplum gibi) ile olan ilişkilerini operasyonel süreçler yanında iş etiği ve kurumsal sosyal sorumluluk açısından tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaklarını düşünüyorum. Çünkü yaşanan bu kaosun sonrasında menfaat sahiplerinin şirketlerden beklentilerinin eskisinden kesinlikle farklı olacağı açık.

 

Şirketler menfaat sahiplerine davranışları açısından önemli bir “güven” testinden geçiyor. Akla gelen birkaç soru: Şirketler çalışanların haklarına ilişkin hangi kararları alıyor? Müşterilerine nasıl değer yaratmaya devam ediyorlar? Tedarikçileri ile olan ilişkilerini iş etiği çerçevesinde ve adil olarak nasıl yürütüyorlar? İçinde yaşadıkları ve para kazandıkları toplumu nasıl destekliyorlar? Sanırım bu soruların cevapları “güven” testinden geçen şirketler ve yöneticileri için oldukça kritik. Bu soruların tamamını “gelecek zaman kipi” ile sorarsanız cevaplar oldukça ilginç olabilir.

 

Şirketlerin Amacı Nedir?

 

Şirketlerin bu kaos ortamındaki duruşlarının gelecekte toplum gözündeki değerlerini belirleyeceğini ve menfaat sahiplerinin değerlendirmeleri ve bu doğrultuda yapacakları tercihler ile şirketlerin geleceklerinin şekilleneceğini düşünüyorum.

 

Business Roundtable 19 Ağustos 2019 tarihinde kurumsal yönetim ilkelerini derinden etkileyecek olan ve kurumların amacını belirleyen açıklamasını yaptı. Bu açıklamada, bir kurumun amacının sadece hissedarlarına kar sağlamak olmadığı, ayrıca çalışanların, müşterilerin, tedarikçilerin ve toplumun ihtiyaçlarının ve refahının gözetilmesi gerektiği belirtildi. Koronavirüs gerçeği ile girdiğimiz bu yeni dönemde, bu açıklama çok daha anlamlı olacak ve iş dünyasında karşılık bulacak gibi görünüyor.

 

Şirketler zaten bir yol ayrımına yaklaşıyordu. Ama yaşanan kaos bu süreci hiç şüphesiz hızlandıracak. Bu yol ayrımında şirketler kendine şu soruyu sormalı: kısa vadede hissedarlara daha yüksek getiri mi yoksa orta ve uzun vadede çalışanlar odağında menfaat sahiplerine daha fazla yatırım mı?

 

İşte bütün mesele bu!

 

Fikret Sebilcioğlu

CFE, CPA, TRACE Anti-Bribery Specialist
Cerebra CPAs & Advisors

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.