İlk kez Aralık 2019’da Çin’in Vuhan kentinde görülen ve Covid-19 adlı hastalığa yol açan koronavirüs, üç ayda Antarktika hariç tüm kıtalara ve 162 ülkeye yayılmış olup bu yazının yazıldığı tarih itibariyle dünya çapında teyit edilen koronavirüs vaka sayısı 182.000’i, ölüm sayısı ise 7.000’i aşmıştır. Koronavirüsün beklenmedik bir hızla yayılması sonucu alınan önlemler, dünya çapında çeşitli sektörleri ve ticari ilişkileri etkilemiştir.

Sınır kapılarının kapatılması ve virüsün yoğun olarak görüldüğü ülkelerde işyerlerinin faaliyetini durdurmasının yanı sıra sokağa çıkma yasaklarının getirilmesi gibi aksiyonlar firmaları ciddi ekonomik sonuçlar ile karşı karşıya bırakabilecek gibi görünmektedir.

 

Koronavirüs salgınının ekonomik etkilerine ilişkin tartışmalar, salgının, sözleşmesel ilişkiler açısından mücbir sebep olarak kabul edilip edilmeyeceği ve salgın nedeniyle edimlerin ifa edilmemesinin sözleşme ihlali oluşturup oluşturmayacağı sorularını da akıllara getirmektedir.

 

Koronavirüs Salgını Sözleşmesel İlişkiler Açısından Mücbir Sebep Oluşturabilir Mi?

Mücbir sebep kavramına Türk kanunlarında yer verilmediği için, uygulama alanının çerçevesini doktrin ve Yargıtay içtihatları çizmektedir. Bir olayın mücbir sebep olarak değerlendirilebilmesi için öngörülen şartlar, doktrin ve Yargıtay kararları çerçevesinde aşağıdaki gibi sıralanabilir:

 

  • mücbir sebebin tarafların kontrol alanlarının dışında gerçekleşmiş olması,
  • hukuki ilişkinin kurulduğu tarihte mücbir sebebin öngörülemeyecek olması veya olay öngörülse dahi, olayın somut etkisinin bu denli büyük olacağının öngörülememesi,
  • tüm önlemler alınmasına rağmen mücbir sebebin sözleşme edimini ifayı imkansız hale getirmesinin önlenememesi, ve
  • ilgili olayın sözleşmede mücbir sebep olarak öngörülmüş olması.

 

Türk Hukukunda, mücbir sebep gibi taraflardan birinin edimini ifa etmesini imkansız hale getiren bir durumun ortaya çıkması halinde ifa imkansızlığına ilişkin hükümler uygulanmaktadır.

 

Günümüz itibariyle koronavirüsün Türkiye’de mücbir sebep oluşturabileceği yönünde bir resmi beyan, ilan ya da duyuru mevcut olmadığı gibi bir Yargıtay kararı da yoktur. Bununla beraber, Yargıtay’ın mevcut kararlarına konu olan domuz gribi, kuş gribi gibi diğer salgın hastalıklara kıyasla koronavirüsün dünya çapında daha öngörülemez bir hızla yayıldığını kabul etmek gerekir. Bu nedenle, salgından büyük ölçüde etkilenen ülkelerle ticari ilişkiler içinde olan firmalar ve şahıslar açısından mücbir sebep olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir. Ancak, Yargıtay’ın mücbir sebep değerlendirmesi yaparken somut olay bazında karar verdiği ve özellikle tacirler söz konusu olduğunda, sözleşmede mücbir sebebin ne şekilde tanımlandığına ve ne tür olayları kapsadığına oldukça önem verdiği göz ardı edilmemelidir.

 

Koronavirüsün etkilerinin mücbir sebep oluşturacak boyutlara ulaşmadığı değerlendirildiği takdirde, Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi kapsamında mahkemeden uyarlama talep edilmesinin mümkün olup olmayacağının değerlendirilmesi de ticari ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için başvurulabilecek opsiyonlardan biri olabilecektir.

 

Sonuç

Koronavirüsün tüm dünyanın gündeminde olmakla beraber oldukça yeni bir mesele olması nedeniyle mevcut durumda sözleşmesel ilişkilere etkisini öngörmek mümkün değildir. Bununla beraber, koronavirüsün seyrinin önceki yargı kararlarına konu olan diğer salgın hastalıklara nazaran değişik ilerlediğini de söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla, olası ihtilaflarda taraflar arasındaki sözleşmenin mücbir sebep maddesinin yazılış şekli ile somut olayın özellikleri önem arz edecek ve yargılamadaki başarı şansını belirleyecektir.

 

Gün+Partners ekibi

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.