Küçük çocukken başlar aslında ayrımcılık. Toplumsal cinsiyet sorunlarının tohumları çok küçükken atılır. Erkeklere mavi renk yakışır kızlara ise pembe… Erkekler doktor olacaktır kızlar hemşire hatta daha da kötüsü ev kadını. Hatta oyuncaklarda bile meslekler cinsiyetlere göre değişiklik gösterecektir. Elbette bu ön yargılar istihdam etmede de herkesin yargısını (kadın ve erkek fark etmeden) etkileyecektir. Bu da stereotiplere göre meydana gelen meslek dağılımını katılaştıracaktır. Peki bunun tarihi kökenleri nelerdir?

Hiçbir şekilde eril bir zihniyetle özdeşlemiş bir mesleği kızlara yakıştırmaz oyuncak sektörü Oyuncak askerlerin veya itfaiyecilerin hepsi erkektir. Bu ön yargılar eğitim sıralarında da devam eder. Sonuçta cinsiyetlere göre artık ayrım başlamıştır. Dizilerde filmlerde  bu anlayış iyice pekiştirilir. Kadınlar hemşire erkekler itfaiyeci olacaktır.

Aslında erkekler ile kadınlar arasındaki ayırım çok eskilere kadar gidecektir. Atalarımızı avcı toplayıcı olduğu zamanlarda bile erkekler avcı kadınlar ise toplayıcı olarak çalışmaktadır. Fakat bu zamanlarda bile avın çok daha rastlantısal, toplayıcılığın ise daha kesin sonuç vermesi; kadınların toplumdaki statü farkının açılmasını engelliyordu. Hatta yapılan araştırmalarda kadınların tarım devrimimi gerçekleştirdikleri ve buğday ve arpanın atası olan yabani otların tohumlarını da toplamış olduklarını düşünmeliyiz. Devrimi başlatan ise bu gibi tohumların bilinçli olarak uygun topraklara ekilmesi olmuştu.¹ Özellikle tarım devrimi sırasında meydana gelen ekmek, mayalama, bira gibi insanlık üzerinde büyük bir etkisi olan icatlar ve keşifler, etnografik kanıtlardan varılan sonuçlara göre, kadınların eseriydi. Yine kap yapma, iplik bükme , dokuma tezgâhı ve keten ve pamuk yetiştirmeyi ilk kadınların bulduğu düşünülüyor.

Daha sonra ise kadınların geri plana atılması süreci geldi .Tam olarak açıklanabilmese de kadınlar iş gücünden uzun bir süre (belki de kent devriminden sanayi devrimine kadar) uzak bırakıldılar. Sadece hane ve çocukla ilgili işler ile ilgilenmesi ve tarım yapması dışında kadınlar istihdam edilmemesi bir gelenek halin aldı. Bu da erkeklerin kadınlar üzerinde büyük bir baskı kurmasına ve ayrımcılığın korkunç boyutlara varmasına sebep oldu.

Ta ki sanayi devrimine kadar bu belki de izolasyon diyebileceğimiz ayrımcılık devam etti. Sanayi devrimi ile sermayenin emeğe olan açlığı kadınların istihdamının yolunu açtı. Özellikle dünya savaşlarından sonra devam eden bu gerek sosyal gerek ekonomik gerek ise teknolojik değişiklikler kadınları evlerinin içinden çıkarıp onları ücret karşılığı ekonomik hayatın daha fazla içinde olmaya itti. Bu da sosyal olarak kadınların daha fazla eşitlik isteme hakkını doğurdu. Fakat istihdam yaratılması sorunları ne yazık ki bitirmedi. Belki de binlerce yıllık eşitsizliğin bir anda bitmesi söz konusu olamazdı. Eşit ücret konusunda ayrımcılığa maruz kalan kadınların en büyük sorunlarından biri de meslekler konusunda yapılan cinsel ayrımcılık.

Cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık ise bilindiği gibi mesleklerin yatay olarak katmanlaşarak erkek ve kadın işi olarak ikiye ayrılması ve bireylerin cinsiyetlerine göre istihdam edilmesi olarak görülebilir. Mesleki ayrımcılık sadece böyle kalmamakta “kadın işi” olarak görülen işler genellikle düşük statülü, düşük ücretli ve güvencesiz işler olmaktadır. Hatta çoğu zaman kadınlardan gönüllüğe dayalı bile çalışmaları istenmektedir. Sonuçta onlar ev kadınlığından böyle “bedelsiz” çalışmaya alışık değiller midir. Oysa erkek işleri itibarlı, sorumluluk getiren, yüksek ücretli işler olmuşlardır. Çünkü onlar konumları gereği avcıdırlar. Narin kadınları korumak için bu yüksek ücretli işleri yapmaları gerekir(!)

Üstelik bu ayrımcılık çok erken yaşlardan başlıyor. Dünya Ekonomik Forumu tarafından çocuklara toplumsal cinsiyet kalıplarını öğretmek amacıyla bir yapılan bir araştırmada  Çocuklara “nasıl birine benziyor?” diye bir soru sorulup kendilerinden “bir itfaiyeci, cerrah ve savaş pilotu” çizmeleri isteniyor.

Çocuklar çizimlerinde kafalarındaki mesleklere uygun olarak tam  61 erkek ve sadece 5 kadın çiziyor. Meslek erbaplarının hepsinin kadın çıkması ile ise tam bir şaşkınlığa uğruyorlar.  Bu araştırmadan yola çıkarsak toplumsal cinsiyet kalıpları 5 ve 7 yaşları arasında tanımlanıyor. ²

Son yıllarda yapılan çalışmalarda, cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılık konusunda kadınların sorunlarının ne yazık ki bitmediği ortaya çıkmıştır. Kadınların iş dünyasındaki istihdamını olumsuz etkileyen bu durum sadece kadınların ekonomik durumunu sosyal, kültürel ve eğitim durumlarını da negatif yönde etkiliyor. Üstelik bu durumun ne yazık ki nesiller boyunca miras verilerek devam etmesi sağlanıyor.

Üstelik cinsiyetler mesleklerle ilişkilendirildiğinde, bu durum insanların o pozisyonda iş başına gelen erkek ya da kadına yüklediği otoriteyi de olumsuz olarak etkiliyor. Bu yüzden erkekler, erkeklerle ilişkilendirilen mesleklerde yönetici olan kadınlara gene olarak olumsuz bir ön yargı ile yaklaşıyorlar. Bu da söz konusu işte verimlilik riski doğuruyor.

Günümüzde kadınların özellikle ülkemizde aşması gereken bir çok sorun bulunmaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun 144 ülkeyi kapsayan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2017 araştırmasına göre Türkiye, ekonomik katılım ve fırsat, eğitime katılım, sağlık ve politik güçlenme göz önünde bulundurulduğunda, 131. sırada yer almaktadır. 2017’ de Türkiye’deki üst düzey yöneticilerin %18’i kadın ve bu oranla Türkiye, 144 ülke arasında 107. sırada yer alıyor. Türkiye’deki uzman meslekler ve teknik elemanlar arasındaki kadınların oranı %39. Bu oran, Türkiye’yi dünya genelinde 104. sıraya getiriyor.

Yine bu tür mesleki cinsel ayrımcılık genel olarak işe alımlarda kadınların ne kadar liyakatlı olurlarsa olsunlar işe kabul edilmelerini negatif etkiliyor. Çoğu zaman işe erkekler tercih edilirken eğer bir kadın “erkek” olarak görülen  bir meslekte çalışıyorsa kendisinden daha fazla performans bekleniyor ve bu artı performans olmazsa kadının işte başarısız olduğu konusunda bir yargı oluşuyor. Hatta eğer bir kadın böyle mesleklerde başarısız olursa; bu sırf kadın olduğu için fikri pekiştiriliyor. Bir erkek başarısız olduğu zaman böyle bir anlayışın meydana gelmediğini ise söylemeye pek gerek yok gibi duruyor.

Peki bu durumun nasıl önüne geçilebilir? Elbette her şeyden önce eğitimde kadın erkek eşitliğinin sağlanması şarttır. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerine göre geri planda kalmaya zorlanan kadınlar için mesleki eğitim için yatırımlar yapılması elzem görülmektedir. Böylece kadınların daha yüksek statülü işlerde çalışması için gerekli bilgilerle donatılması sağlanacaktır.

Bunun yanı sıra tüm toplumda meslekler hakkındaki cinsiyetçi ön yargıların yok olması için farkındalık çalışmaları da yapılmalıdır. Ayrıca kadınların geleneksel olarak kendilerine yüklenen aile içi sorumluluklarını azaltacak düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir.

Peki şirketler bunun için ne yapmalı? Özel sektörün yapması gerekenlerden en önemlisi özellikle mesleki ayrımcılık konusunda şirket içinde gerekli politika ve prosedürleri hazırlaması gerekmektedir. Daha sonra bu ayrımcılığa son verme konusundaki kararlı olduklarını organizasyonun en yukarısından en aşağısına kadar kesin bir dille belirtmeleri gerekmektedir. Toplumsal ön yargıları kırmanın bütün zorluklarına rağmen kendi kapılarının önünü temizlemeleri belki de en önemli adımlardan biri olacaktır.

Unutulmaması gerekir ki kadın erkek ayrımcılığının her alanda sona ermeden gerek ülkemiz gerek dünyamızda her şey eksik olarak ilerleyecektir.   Simone De Beauvoir’ın dediği gibi “Kadını götürüp mutfağa ya da süsleme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra, uçamıyor diye yakınıyoruz.”

 

Yazının Tamamı ve Daha Fazlası İçin: INmagazine

Yazan: Dr. Bahar Karacar

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.