Nöro sözcüğü Eski Yunanca neúron “sinir” sözcüğünden alıntıdır. Daha sonraları Fransızcada kullanılan nöroloji kelimesi, sinirbilim anlamına gelip, beyin, omurilik, sinir sistemini inceleyen bir tıp alanını ifade etmekte kullanırken, günümüzde disiplinler arası bir bilim alanına dönüşmüştür.

Eski Mısır ve Antik Yunanda kalbin, zekânın ve bilincin kaynağı olduğuna inanılmaktadır. Hatta Aristo, beynin işlevinin kalpten gelen ısı miktarını düzenlediğini savunmaktaydı. Bu görüş Hipokratın takipçisi doktor Galen’in hastalarının beynine verilen zararlarına beyne verilen zararların zihinsel yeteneklere etkisini keşfedene kadar sürmüştür.

Sinir sistemi ve beyin üzerinde araştırmalar 20. Yüzyılın ikinci yarısında artarak devam etmiştir. Bu alanda yapılan çalışmalar insan beyninin ve sinir sisteminin çok karmaşık olduğu sonucuna varmış, insan davranışlarına, karar vermeye ve bilince dair yeni teoriler ve sorular yaratmıştır. Sadece insan beyninde yüz milyar adet nöron bulunduğu ve bu nöronların kendi aralarında sürekli ve inanılmaz bir hızda iletişimde olduğu tespit edilmiştir. Bilim insanları beyne ve sinir sistemine dışarıdan müdahale edildiğinde kişilerin sadece vücut bütünlüğünün değil, karakter ve karar verme mekanizmalarının değiştiğini gözlemlemişlerdir.

Phineas Gage Fenomeni

Bu alanda tıp literatürüne giren en bilinir örnek, Phineas Gage fenomenidir. Phineas Gage 1848 yılında demiryolu inşaatında çalışan bir işçiyken, bir kaza sonucu demir bir çubuk kendisinin sol yanağından girip kafasının üstünden çıkmıştır. Bu kaza sonucu beyninin ön kısmında prefrontal korteks denilen bölge hasara uğramıştır. Kazadan sonra Phineas Gage iyileşmiş ancak karakterinde önemli değişimler olmuştur. Kaza öncesi kibar ve sempatik biriyken kazadan sonra sorumsuz, küfürbaz, ve asabi birine dönüşmüştür. Tanıdıkları kazadan sonra onun aynı kişi olmadığını belirtmişlerdir.

Nörolojide Teknolojik Gelişmeler

Phineas Gage vakası, nörolojide beynin nasıl işlediğine ve dışarıdan müdahaleler sonucunda nasıl etkileneceğine dair soruları arttırmıştır. Bu nedenle nörolojik aktivitelerin izlenmesi, kaydedilmesi ve yorumlanmasını mümkün hale getiren nöroteknolojiler hızla gelişmektedir. Halihazırda kullanılan EEG (elektroansefalografi) ve fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) gibi nöronsal aktivitelerin izlenmesi ve değerlendirilmesi yoluyla “tespit edici” fayda sağlayan nöroteknolojilerin, veri bilimi, derin öğrenme algoritmaları ve diğer yapay zeka teknolojileri ile geliştirilmesi, insan beyninin “deşifre” edilmesi önündeki engelleri birer birer kaldırmaktadır. Beyin – bilgisayar arayüzleri sayesinde, felçli bireyler zihin gücüyle birtakım basit aktiviteleri gerçekleştirebilmelerini sağlayan robotik kol, bacak gibi organları kullanabilmektedir. Parkinson, epilepsi, demans gibi hastalıklar ile bazı psikiyatrik problemlerin sebepleri ve tedavisi için büyük fayda sağlayacak bu yeni nöroteknolojiler, aynı zamanda zeka, hafıza, duygular, karakter gibi insanın manevi kimliğini oluşturan sistemlerin arkasında yer alan öz mekanizmanın çözümlenmesini de mümkün kılacaktır.

Ancak insan beyninin işleyişinin deşifre edilmesi, insan zihnini müdahale ve manipülasyon risklerine açık hale getirebilecektir. İnsan beynine yerleştirilen beyin implantları ve bu donanımlarla entegre robotik teknolojiler sayesinde şimdikinden çok daha hızlı ve günlük fiziksel aktiviteler gerçekleştirilebilecek, entegre sistemlerin yer aldığı cihazlar doğrudan beyin aktiviteleri ile kullanılabilecek, beyin implantı kullanan bireyler arasında duygu ve düşünce paylaşımı doğrudan gerçekleştirilebilecektir.

Nöroetik soruları

Nörobilimciler, bu gelişmelerin “nöroetik” ile paralel bir şekilde ilerlememesi sebebiyle büyük endişeler taşımakta. Nöroetik, nöroteknoloji alanındaki tedavi yöntemlerinin insanın maddi ve manevi bütünlüğü ve zihnin özerkliğine yönelik teşkil ettiği riskler ve kimlik karmaşası gibi sebebiyet vereceği yan etkileri göz önünde bulundurarak, çözüm bulunması gereken sorunları ve etik kaygıları sıklıkla gündeme getirmekte. Peki ne gibi etik kaygılardan söz ediyoruz? Nöroetiğin sorularından birkaçı şu şekilde:

Nöroteknoloji, insanın özgür iradesi, kendi manevi aidiyeti, bireyin kendi kararlarındaki otoritesi gibi kavramları ne şekilde etkileyebilir, bireyin kendi zihinsel aktivitelerine ne şekilde müdahale edebilir? Söz konusu müdahalelerin yalnızca tıbbi amaçlarla kullanılmaması halinde ne gibi sonuçlar doğabilir, böyle bir kullanım yasalarla sınırlandırılabilir mi? Tedavi amaçlı kullanılan nöral implantlara üçüncü kişilerin rıza dışı müdahalesi sonucunda sorumluluk dağılımı nasıl belirlenmelidir? Doğrudan bireyin manevi varlığını oluşturan nöral verilerin statüsü sağlık verisi gibi özel nitelikli kişisel veri statüsü ile aynı mıdır, yoksa daha yüksek bir veri statüsü mü oluşturulmalıdır? Bu verilerin toplanması, kaydedilmesi ve merkezileştirilmesi halinde bu uygulama ne gibi bir düzenlemeye tabi olacaktır? Bireyin ve verinin gizliliği ne şekilde korunacaktır? Bireyin “dur” deme hakkı olacak mıdır, olacaksa bu hak ne aşamaya kadar tanınacaktır? Tıp bilimindeki “aydınlatılmış rıza”, bireyin kendi karar ve eylemleri üzerindeki otoritesini derinden sarsabilecek derecede ciddi sonuçları olan bir nöral tedavi yönteminde yeterli sayılabilecek midir?

Nöroetik, nörobilim ile bağlantılı olarak ortaya çıkan bu ve pek çok sayıda diğer sorulara cevap ararken, nörobilimciler, global ölçekte bir düzenlemeye tabi olması gereken bu sorunların başında, yeni temel insan hakları olarak “nörohakların” evrensel insan haklarına eklenmesi gerektiğini, nöroteknoloji alanındaki tüm diğer çalışmaların yürütülmesi, yorumlanmasında ve yapılacak düzenlemelerde bu dokunulmaz insan haklarının koruduğu değerler esas alınarak hareket edilmesi gerektiğini savunuyor.

Nörohaklar

Tüm bu gelişmelerin beraberinde getirdiği kaygılar, Kolombiya Üniversitesi nörobiyoloji profesörü Rafael Yuste tarafından nörobilimciler, nöroteknolojistler, klinik doktorlar, etik uzmanları, mühendisler ve hukukçulardan 25 uzmanın bir araya gelmesiyle oluşturulan The Morningside Group tarafından beş temel etik sorun olarak ele alınmıştır. The Morningside Group, nöroteknolojinin kullanımı ve standartlarını düzenleyen evrensel ve bağlayıcı bir düzenleme bulunmaması ve mevcut insan haklarının bu etik sorunlar karşısında yetersiz kalması sebebiyle yeni insan haklarımız olması gerektiğini savunmaktadır. Bu insan hakları “nörohaklar” olarak 5 başlıkta toplanmaktadır:

  1. Mental Gizlilik Hakkı (The Right To Mental Privacy),
  2. Şahsi Kimlik Hakkı / (Şahsi özerklik hakkı?) (The Right To Personal Identity)
  • Özgür İrade Hakkı (The Right to Free – Will)
  1. Mental Gelişime Eşit Erişim Hakkı (The Right to Equal Access to Mental Augmentation)
  2. Algoritmik taraflılıktan korunma hakkı (The Right to Protection from Algorithmic Bias)

Nörohaklar, bireyi sadece nöroteknolojinin kullanımı ile bireyin mental varlığına yönelik risklere karşı değil, aynı zamanda günlük hayatımızda kullandığımız akıllı telefonlar, giyilebilir teknolojiler ve çeşitli dijital uygulamalar tarafından bireylerin en basit karar, davranış ve tercihlerinin manipülasyondan korunmasını da amaçlamaktadır.

 

 


 

Makalenin devamı ve daha fazlası için tıklayınız.

 

Yazar: Av. Altuğ Özgün, Çetinkaya Avukatlık Bürosu
Av. Burcu Seven , Çetinkaya Avukatlık Bürosu
Kaynak: INmagazine 21. Sayı

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.