ŞİRKETLER KRİZ ZAMANLARINDA SUİSTİMALLERE KARŞI NEDEN DAHA KIRILGAN OLUYOR?

 COVID-19 öncesi dönemde şirketlerdeki iç kontrol sistemleri, yönetim kurulu ve üst düzey yönetimin risk anlayışı çerçevesinde tasarlanmıştı ve uygulanmaya devam ediyordu. COVID-19 salgınının getirdiği anormal, istikrarsız ve karmaşık[1] iş ortamı, yöneticilerin odağını bu krizde iş süreçlerine ve operasyonlara kaydırdı.

Böylesine derin yaşanan bir krizde, şirketlerin kaynaklarını yeni gelişen olaylara ve bunların etkilerini yönetmeye ayırması doğal. Ancak bazı şirketlerin bu süreçte, geçmişten gelen ve bu dönemde oluşan suistimal risklerine karşı savunmasız kalması da oldukça muhtemel.

 

Eğer eski krizler bizim için bir yol gösterici olacak ise içinden geçtiğimiz dönemin birçok şirkette suistimal tohumlarının atıldığı bir dönem olduğunu söylememiz çok da yanlış olmayacaktır. Kriz dönemleri her zaman suistimalciler için birçok fırsat sunmaktadır. Bu risklerin farkında olmak, suistimal risk değerlendirme süreci olan şirketlerde kolaylıkla dikkate alınabilir, olmayanlarda ise ne yazık ki zaten “kötü” olan durum “daha kötü” olacaktır.

 

 

Rüşvet ve Yolsuzluk

 

ACFE (Association of Certified Fraud Examiners) tarafından COVID-19 öncesi hazırlanan “2020 Uluslara Rapor – Küresel İş Suistimali ve İstismar Üzerine Çalışma”[2], Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Avrupa ve Batı/Orta Asya Bölgesi’nde en sık karşılaşılan suistimal türünün %61 oranla yolsuzluk olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle 100 vakanın 61’inde rüşvet, çıkar çatışması, ihaleye fesat karıştırma gibi yolsuzluğa ilişkin bir suistimal türü tespit edilmiş. Ayrıca Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2019 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye, 39 puanla Somali’nin sonuncu olduğu 180 ülke içinde 91’inci sırada. Türkiye, son 5 yılda durumu en fazla kötüleşen üç ülkeden biri. Bu veriler COVID-19 öncesi dönemde dahi Türkiye’de yolsuzluk riskinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Aşağıda belirttiğim nedenlerden dolayı COVID-19 döneminde ve sonrasında bu suistimal türlerinde önemli artışlar olması kaçınılmaz gibi görünüyor.

 

Kamu ile Olan İlişkiler

 

Bu dönemde hükümetler, şirketlerin ve bireylerin krizin yarattığı olumsuz koşullardan asgari seviyede etkilenmesi için birçok önlem alıyor. İçinde bulunduğumuz durum aşağıdaki gibi özetlenebilir:

 

  • Türkiye de dâhil birçok ülkede şirketlere ve bireylere can suyu olması için sisteme önemli tutarlarda nakit enjekte ediliyor. Sistemde sıcak paranın aniden dolaşması ve özellikle paranın ağırlıklı olarak kamu görevlilerinin inisiyatifleri doğrultusunda dağıtılması, doğal olarak rüşvet ve yolsuzluk risklerini arttırabilir.
  • Hükümetler tedarikinde zorluk çektikleri ürünleri ve hizmetleri can havliyle, baskı altında ve hızlı bir şekilde özel şirketlerden satın alıyor (Örneğin; ilaç, vantilatör, maske, hastane inşaatları, hasta nakliyesi gibi.).
  • Pazarda bulunması zorlaşan ürünlerle ilgili olarak bunu fırsata çevirmek isteyen özel şirketler makul olmayan fiyat artışları yapabilir ancak bunu önlemesi gereken kamu görevlileriyle olası etkileşim yeni rüşvet ağlarının kurulmasına neden olabilir.
  • Hükümet krizin etkilerini azaltmak için bu dönemde ticaret, ithalat, ihracat, nakliye gibi süreçlerle ilgili yeni kurallar ve onaylar devreye sokmaktadır. Bu kurallar kötüye kullanılabilir, yetkililer onay veya önceliklendirmeler için yasadışı ödemeler talep edebilir.
  • COVID-19’dan mağdur olan vatandaşlar için düzenlenen bağış kampanyaları bir taraftan önemli bir insani hareket iken diğer taraftan bu bağış kampanyalarının siyasi nüfuz sahibi kişiler tarafından yönetilmesi rüşvet ve yolsuzluk risklerini arttırabilir.
  • Devlet kademelerinde lisans/izinler için bekleme sürelerindeki muhtemel artışlar ve onay mekanizmalarının karmaşıklaşması düzenleyicilerde şeffaf olmayan taleplere neden olabilir.

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım koşullar, kamu ile özel şirketler arasındaki etkileşimi ve işlem sayısını arttırmaktadır. Rüşvetle mücadele programları olan şirketler, bu durumu doğal bir risk olarak ajandalarında tutmalı ve yeterli kontroller ile riskleri bertaraf etmelidir.

 

Ayrıca bu dönemde strateji değişiklikleri şirketlerin iş ortaklarında değişime neden olacaktır.

 

 

Özel Şirketler Arasındaki İlişkiler

 

Talep değişiklikleri ve tedarik zincirinin bu değişime uyum sağlama gayreti sistemleri zorluyor ve karmaşıklaştırıyor. Diğer taraftan gelir kayıpları ise şirket yönetimlerini 2020 ve hatta 2021 hedefleri açısından tedirgin ediyor ve yöneticiler üzerinde baskı yaratıyor. Özellikle COVID-19 salgının yavaşlaması ve iş hayatına geri dönüş sürecinde agresif satış stratejileri komisyon (rüşvet), çıkar çatışmaları ve ihaleye fesat karıştırma gibi suistimal türlerini tetikleyebilir. “Rüşvet fonu” yaratma motivasyonun artması ile hayali şirketler kurulabilir veya çürük üçüncü taraflar aracılığıyla bu fonlar şirket dışına çıkarılabilir.

 

Ayrıca bu dönemde strateji değişiklikleri şirketlerin iş ortaklarında değişime neden olacaktır. Örneğin, Çin’den tedarik yapan birçok şirketin dünyanın farklı coğrafyalarında yeni alternatif iş ortakları aradıkları biliniyor. Yeni iş ortaklarının hem bulundukları ülkeler (yasaklı ülke veya yolsuzluk algısı açısından yüksek riskli olması) hem de ortaklık yapıları açısından (çıkar çatışması, siyasi nüfuz sahibi kişiler gibi) etik ve uyum konusunda özenli incelenmeye (due diligence) tabi tutulmaları gerekebilir.

 

Süreç ve İç Kontroller

 

Bu dönemde yaşanan karmaşa ve zorunlu değişim, özellikle iş süreçlerini ve iç kontrolleri etkiliyor. Çoğu zaman azalan (bazı sektörlerde de artan) talepler ve buna uyumlu olmak zorunda olan tedarik zinciri, yöneticilerde bu döneme özgü yeni davranış eğilimleri ortaya çıkarabilir. Artan baskılar normal zamanlarda yapılmayan şeyleri cazip hâle getirebilir, bazen mecburiyetten bazen de tamamen gereksiz sebepler ile “işleri hızlı yürütme” argümanı kullanılarak süreçlerdeki önemli işler veya kontroller durdurulabilir ya da sınırlandırılabilir.

 

ACFE’nin 2020 raporu, suistimali kolaylaştıran en önemli ilk dört etken olarak vakaların %32’sinde iç kontrol eksikliklerini, %18’inde mevcut iç kontrollerin yetersizliğini, %18’inde yönetim kontrolü eksikliğini ve %10’unda ise zayıf üst yönetim desteğini (tone at the tope) gösteriyor. COVID-19 öncesi yapılan bu araştırmanın sonuçlarını göz önünde bulundurursak içinde bulunduğumuz kriz döneminin suistimalciler için nasıl fırsatlar yaratabileceğini kolaylıkla tahmin edebiliriz.

[1] The Publicly Available Specification for Crisis Management (PAS 200:2011) issued by the Cabinet Office and the British Standards Institution

[2] https://acfepublic.s3-us-west-2.amazonaws.com/2020-Report-to-the-Nations.pdf

 


Makalenin devamı ve daha fazlası için tıklayınız.

 

Yazar: Fikret Sebilcioğlu
Kaynak: INmagazine 18. Sayı

 

Makalelerdeki görüş ve yorumlar yazar veya yazarlara ait olup , Etik ve İtibar Derneği’nin konu ile ilgili düşüncelerini yansıtmamaktadır.